Sanat ve Hafıza

Okuma Süresi: 7

Yazarla Tanış

Gözlüklü, açık mavi gömlekli ve kravatlı, hafif kır saçlı orta yaşlı bir erkeğin (Yazar Yusuf Aksoy) sağa doğru bakan portresinin detaylı kara kalem el çizimi.

Yusuf AKSOY

Yusuf Aksoy, 3 Kasım 1965’te Yozgat Şefaatli’de doğdu. Lisans eğitimini Anadolu Üniversitesi Almanca Öğretmenliği Bölümünde, yüksek lisansını ise Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimlerde İnsan Çalışmaları alanında tamamladı. Hâlen İzmir’de bir Anadolu lisesinde Almanca öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Aksoy’un Işığın İzinde ve Kalp ve Us’a Dokunuşlar adlı iki şiir kitabı yayımlandı. Ayrıca Cemre, Korona Günlükleri ve maviADA Dergisi 2023 Yıllığı gibi ortak kitap çalışmasında yazar olarak yer aldı. maviADA, Edebiyat Nöbeti ve Güney başta olmak üzere pek çok dergi ve gazetede şiir ile yazıları yayımlanan Aksoy, maviADA dergisinin yazar kadrosunda yazı hayatını sürdürmektedir.

İnsan, sosyal bir tür olarak insanlaşma süreci boyunca hep bir arayış içerisinde olmuştur. Bu arayış, zorunlu yaşamsal ihtiyaçlardan ve meraktan kaynaklıdır şüphesiz ki. Biyolojik ihtiyacını garanti altına alan insan, hayal gücünün de etkisiyle meraktan meraka koşmuştur. Bir koşuşturma durağında mağara duvarlarına önce çizikler atarak, sonrasında bu çiziklerden etrafında gördüğü hayvanları ve insanları kendince resmetmeye başlamıştır. Böylelikle resim ve yazı iç içe olarak ortaya çıkmıştır. Yazıyı bulan insan, kendi tarihini de kaydetmeye başlamıştır. İyinin peşinde olduğunu düşündüğümüz insanın binlerce yıldır yapıp ettikleri, bizleri henüz bir bütün olarak “iyi” hayata kavuşturabilme iradesi gösterememiştir. Bu yöndeki paradigma ise deyim yerindeyse kevgire dönmüştür. Arayış, bilinmezlikleriyle dolu olarak uzunca bir süre hepimizi bir şekilde meşgul edecektir.

Emek ile varlığını ve yaşamını idame ettirebilecek olan insan kitleleri, içinde bulunduğumuz yüzyılda da emek hırsızları ve “iyi” hayat düşmanlarınca engellenmektedir. Ortak bir irade kültürüyle topyekûn, eşit ve özgür yaşam inşasına erişebilme mücadelesinin epey bir yol aşacağı görülmektedir. İnsanın doğadaki tüm paydaşlarıyla özgür bir yaşam deneyiminin yolu; hafızasını daima canlı tutabilmesine ve ortak evrensel değerlerin sonsuzluğu adına akıl ve hayal gücüyle yaratacaklarına da bağlıdır. Başka, yeni bir hayat, gücünü sadece askeri ve ekonomik güçten alamaz. Böyle olanların ömürlerinin de sınırlı olduğu kerelerce görülmüştür.

Tarihin sınıflar savaşı tarihi olduğunu bilmezden gelmek, rotasız deryalar içinde kalmaktan farklı olmaz. Ezen ile ezilen arasındaki bu uzlaşmaz savaş salt şiddete dayalı, militarist yöntemlerle yapılmıyor. Güç; kitlelere kazandırılacak yeni bir siyasal, ekonomik, etik ve sanatla taçlandırılmış kültürle ancak mümkün olabiliyor. Yeni bir hayatın olmazsa olmazı ise her alanda özgürce yaratabilme olanaklarımızdır. İnsan; uzamsal gerçekliği yaşamın süzgeçlerinden damıtarak geleceğe el uzatımı yol olabilme anlamındaki izleridir. Bu da sanat dediğimiz sancılı ama sonsuza göz kırpan praksisimiz ile mümkündür. Çünkü edindiğimiz bilgiler, tecrübeler, etik ve evrensel değerlerin tümünü hafızada sonsuz var edecek en koyu değerler bütünü sanattır. Çok yönlü verilen savaş geçici olarak kaybedilse de sanat teslim olmayacaktır. O, kar altında nehirlere akan damlaları üretip yol gösterme zahmetlerine girmekten asla geri durmayacaktır. Her karanlık zamanda; bir keman sesi, bir şarkı, bir resim, bir afiş, bir heykel ve karşımızda örülü duvarlardaki dün ve bugünkü şiirlerimizin palimpsest izleri bakanlara hep göz kırpacaktır. Cesaret olup güven aşılayacaktır. Hafızada tüm yaşanmışlıkların izleri diyalektik bir bütün oluşturacaktır.

Çağımız, eşitsizliklerin kaynağı olan kapitalist emperyalizm çağıdır. Bilim ve teknoloji ne derece gelişmiş olursa olsun çağımız insanlarının, toplumlarının faydasına ve mutluluğuna hizmet etmiyor. Yaşadığımız çağda, alternatif olarak üretilen sanat ve edebiyatın dışında üretilen tüm şeyler, sistemin birikim kaynaklarını zenginleştirecek ve onun sürekliliğine hizmet edecek metalardır. Emek ve kültürel sömürüden elde edilen, yine o alanların daha etkili sömürülmesi için kullanılıyor, kullanılacaktır. Tarihte onlarca örneği olan otoriter toplum inşa süreçlerinde ağırlıklı olarak sanat üretim alanlarının özgürlükleri ellerinden alınır; mekânlar dönüştürülür, semboller değiştirilir, günlük konuşma ve yazı dili değiştirilir. Alternatif sanatın yaşamsal kanalları; özellikle Nazi Almanya’sında, Mussolini İtalya’sında ve Salazar’ın Portekiz’inde de olduğu gibi totaliter/faşist iktidarlarda sansür, baskı, tehdit, sürgün ve cinayetlerle dolup taşmıştır. Otoriter ve totaliter rejimler, kendi iktidarlarına güzellemeler dışında hiçbir edebi ve sanatsal faaliyete yaşam hakkı tanımak istemez. Böyle iktidarlar, yaşananları hafızada canlandıracak bütün araçları ve değerleri imha etmek istemişlerdir. Almanya’daki Düşes Anna Amalia Kütüphanesinin yakılması; İskenderiye, Bağdat Kütüphaneleri ve Hindistan’daki Nalanda Kütüphanelerinin yakılıp yıkılması hafızalardaki yerini her zaman koruyor. Yakın tarihimizde Balkanlar, Orta Doğu ve Filistin’de yaşanan çatışma ve savaşlarda yakılıp yıkılan, talan edilen kütüphaneler, arşiv merkezleri ve sanat yapıtları hâlâ gözümüzün önünde ve hafızalarımızda unutulmamak üzere yerini aldı. 1821 yılında “Bugün kitap yakanlar, yarın insanları da yakarlar” diye yazan Alman Şair Heinrich Heine’nin kitapları da dâhil olmak üzere binlerce kitap, Faşist Nazi Almanyası döneminde yakılmıştır. Ve aynı rejim, akabinde de binlerce insanı gaz odalarında ve kurşuna dizerek öldürmüştür. Başlattıkları yayılmacı İkinci Dünya Savaşı’nda da milyonlarca insanın ölmesine neden olmuşlardır.

İşte tam da böyle zamanlarda sanat ve edebiyat gerçek sınavını verir. “Karanlık zamanlarda şarkı da söylenecek mi? Elbette, şarkı da söylenecek, karanlık zamanları anlatan.” diyen Brecht; karanlığın unutulmamasında karanlığı unutturmayacak ve ona alternatif olacak söylemler yüklü şarkıların, şiirlerin, öykü ve romanların, filmlerin, tiyatronun, resmin, karikatürün ve heykelin hayati anlamdaki önemini ifade etmektedir. İnsanlık tarihi boyunca sanat, kötülükleri teşhir ederek özlem duyulan başka bir hayat, başka bir dünya için bas bas bağırmıştır, bağırmaktadır. Bu haykırışları hafızalarımıza silinmeyecek bir biçimde kazıyan sayısız sanat yapıtı vardır: Savaşın yıkıcılığını ve ona karşı gelmenin elzemini anlatan Pablo Picasso’nun Guernica yapıtı… Sayısız suçun işlendiği 1945 öncesi Almanya’sında Käthe Kollwitz’in oymabaskılarının, grafik ve heykel çalışmalarının başlıca modelleri kadınlar, sürgündeki insanlar, işçi direnişleri ve savaşlarda ölen gençlerdi. Yaşananlar asla unutulmasın diye yapıtları, bugün de olduğu gibi hafızalarımızı capcanlı tutmaktadır. Onlarca yıldır vatan topraklarında öldürülen, boyunlarında terk etmek zorunda bırakıldıkları evlerinin anahtarlarıyla yurtlarına dönme inancını hiç yitirmeyen halkı burada anmamak olmazdı. Kendi yurtlarında yurtsuz edilerek sürgün edilen Filistinlilerin acıları ve bu bitmek bilmez acıları direnişe dönüştüren, Filistin Direniş Edebiyatı olmuştur. Gassan Kenefani’nin yaşamın kendisi olan öykü ve romanları; özellikle Mahmud Derviş, Semih el-Kasım, Fedva Tukan’ın şiirleri ve Naci el-Ali’nin Hanzala’ları (karikatürleri) Siyonist işgale karşı vatan sevgisinin ve savunmasının en direngen yapıtlarına silinmez adlarını yazdırmışlardır. Nesiller boyu unutulmayacak ve vazgeçilmeyecek Filistin gerçeği; edebi ve güzel sanatlar ürünleriyle hafızalarda yerini coşkulu bir biçimde almıştır. Ve ülkemizde başta Nâzım Hikmet, Yaşar Kemal, Can Yücel, Aziz Nesin, Ahmed Arif, Gülten Akın, Sabahattin Ali, Abidin Dino, Yılmaz Güney, Genco Erkal, Nur Sürer gibi yüzlerce yazar, şair, ressam, oyuncu ve senarist; memleketimizin unutulmaz hâllerini ve umudu halı-kilim örer gibi hafızalarımıza örmüşlerdir.

Sanat yapıtlarının değeri, tarihsel ve evrensel ölçekteki niteliği ile belirlenir. Nitelikli olan, aynı zamanda kapsayıcı ve o oranda da ömrü uzun olandır. Birey ve toplum odaklı yazın yaşamı, tarihsel süreçle doğrudan ilişkili bir emek eylemidir. Yaşadığımız tarihsel süreç bizi sadece kendimizle veya ona teslim olduğumuz ya da dayatmalarına karşı durmaya çalıştığımız, karmaşık insan ilişkileriyle dairesel yörüngesinde dolaştıran toplumsal ilişkilerle meşgul etmiyor; yarına karşı sorumluluklarımızla da sınıyor.

Bu anlamda kaosla dolu bir yüzyılın içinde kendimizi yitirmeden yol ararken sanat hafızalarımıza, hafızalarımız da uğruna nice savaş verdiğimiz hayallerimize can suyu oluyor.

Yazarın Dünyasından

En Yeniler

Kültürel Antropoloji Yazıları

Tevfik USLUOĞLU

Tarihin Dışına Yazılanlar

Erinç BÜYÜKAŞIK

Sanat ve Hafıza

Yusuf AKSOY