KOLEKTİFİ
EDEBİYAT

Edebiyatın mor tınısı; kadın dayanışması ve üretimi.

KOLEKTİFİ
EDEBİYAT

Kolektif Bellek

Kalabalıkların Oluşturduğu Yüz

Karınca Sürüsü

Ebru Zeynep DİŞİAÇIK, öyküsünde aşk kavramını alışılmışın dışında bir metaforla, aşkın istila edici yönünü, yarattığı içsel tahribatı ve duygusal sarsıntıları yazarın öznel bakış açısıyla mercek altına alıyor.
lternatif Metin (Alt Text) İstanbul'un tarihi silüetine karşı, Tarlabaşı veya Balat tarzı eski, ahşap ve kagir evlerin bulunduğu dar, Arnavut kaldırımlı bir sokakta gün batımının son anları yaşanıyor. Mavi alacakaranlık gökyüzünün altında, uzakta Süleymaniye Camii'ne benzeyen bir külliye ve sayısız minare görülüyor. Ön plandaki harap binanın çatısında, siluet halinde şapkalı bir figür oturuyor. Evlerin sıcak sarı ve kırmızı ışıklı pencereleri, mavi şehrin dokusuyla tezat oluşturuyor. Sağ tarafta, Haliç kıyısında sur kalıntıları ve denizde birkaç küçük balıkçı teknesi seçilebiliyor.

Çakal Hayri

Meral Kutluğ İLSEVER, İstanbul’un betona yenik düşen sokaklarında hayatta kalmaya çalışan, hayallerini ve geçmişlerini kaybetmiş beş serseri gencin trajik hikâyesini anlatIyor.
"Eski ahşap bir zemin üzerinde, kanatlarını iki yana açmış, pastel boya tekniğiyle resmedilmiş, hüzünlü ve mistik bir hava taşıyan küçük bir kuş."

Beyaz Kuş Tüyü

Fatma ALTUN’un Sessizliğin ve kuş seslerinin iç içe geçtiği, yazarın çatı katındaki dünyasından yükselen içten bir anlatı olan “Beyaz Kuş Tüyü”, günlük yaşamın sıradan çatışmalarından yola çıkarak derin bir içsel hesaplaşmaya kapı aralıyor.
Kırmızı Kalabalığın Arasında Yalnız Figür

Hayatın Dönemeçleri

Elif AKŞAHİN’in öyküsü, aynı mahallenin çocukları olan Lale ile Kadir’in hikâyesi, 70’li yılların keskin ayrımlarından 12 Eylül’ün sessizliğine, oradan da bir annenin en büyük yasına uzanan uzun bir ömrü anlatıyor.
Kemerli geniş bir mimari niş içinde, yıpranmış, çatlak fresk dokusuna sahip iki stilize Bizans veya Pers esintili kadın figürünü gösteren yatay panoramik tablo.

Antik Kent

Ebru Zeynep DİŞİAÇIK’ın metni zihnin kurgusal yaratım gücü ile gerçekliğin yıkımı arasındaki gerilimi, antik bir kentin harabeleri üzerinden felsefi ve imgelerle dolu bir dille anlatmaktadır. Yazar, zihninde canlandırdığı kahramanları ve olay örgüsünü daktilosu aracılığıyla somutlaştırma çabasını, mekânın terk edilmişliği ve zamanın belirsizliğiyle harmanlayarak metaforik bir boyuta taşımaktadır.
Andrey Tarkovski’nin "Stalker" (İz Sürücü) filminden üç farklı sahnenin kuru kalem çizim tekniğiyle oluşturulmuş yatay kompozisyonu.

Dünyayı Görmenin Kılavuzluğu

Havva AĞRAL, bu yazısında Tarkovski sinemasından modern bilimkurgu örneklerine kadar uzanan geniş bir yelpazede, sinemanın ve sanatın insana, varoluşa ve dünyayı anlamlandırma biçimlerine dair sunduğu derinlikli okumaları ele almaktadır
Kaotik bir şekilde iç içe geçmiş insan kolları ve elleri, etrafını saran kağıttan katlanmış turna kuşları ve kara bulutlar arasında sıkışmış ve bunalmış bir figürü tasvir eden siyah beyaz bir çizim. Figürün ellerinden biri bir turna kuşuna uzanırken, diğeri bulutların ve turnaların ortasında çaresizce duruyor. Çizimin sağ alt köşesinde ince çizgilerle çizilmiş iki kalp sembolü görülüyor. Çizim, karışık duyguları, umudu ve çaresizliği tek bir görüntüde birleştiriyor.

Başkasının Hikayesi

Ebru Zeynep DİŞİAÇIK, Başkasının Hikâyesi adlı öyküsünde hayatın kendi sıradanlığı ve ağırlığı içinde sıkışmış iki yabancının, bir sahil şeridinde kesişen buruk ve ironik anlarını anlatıyor.
Bulutlu bir gökyüzü ve çakıl taşlarıyla kaplı bir zemin üzerinde, geleneksel telli bir enstrüman (ıklığ veya kemane benzeri) çalan sürrealist tarzda figür. Figürün sağ tarafında üzerinde müzik notaları ve semboller kazınmış taştan bir kemer yer alırken, zemin sonsuz bir taş denizine dönüşerek ufuk çizgisine kadar uzanmaktadır. Orijinal çizimin nokta vuruşlu (stippling) dokusu ve yeşil-gri tonları korunmuştur.

Tortu Adam

Havva AĞRAL’ın kaleme aldığı bu etkileyici öykü; dış dünyada büyük başarılara imza atmış ünlü bir virtüözün, iç dünyasında biriktirdiği kin, öfke ve travmalarla örülü katı kabuğunun sarsıcı bir yüzleşmeyle kırılışını anlatıyor.
Eski bir kağıt zemin üzerinde, ortada bir koza içinde cenin pozisyonunda duran ve sırtında kelebek kanatları olan bir bebek illüstrasyonu. Sol tarafta bir nilüfer çiçeği, sağ tarafta ise bir tırtıl çizimi yer almaktadır.

Doğum Sancısı

Elif AKŞAHİN’in ı öyküsü, Hanımeli Yokuşu’ndaki eski bir ahşap evin gölgesinde buluşturuyor. Çocukluğunun neşeli, hayat dolu ve cömert “İğneci Süheyla Teyze”sinin kendisine bıraktığı şaşırtıcı mirasın izini süren Tülay, yıllar sonra döndüğü mahallede geçmişin derin ve sarsıcı bir sırrıyla yüzleşiyor.
Canlı mavi renkte kalın boya dokulu bir duvarın önünde, yeşil bir park bankında oturup gazete okuyan, açık renkli kıyafetler giymiş yaşlı bir adamın yatay formatta yağlı boya tablosu.

Yaşlı Bir Erkeğin Gizli Günlüğü

Meral Kutluğ İLSEVER’in kaleme aldığı bu etkileyici öykü; başarısızlık hissi, yalnızlık ve yaşlılık sancılarıyla boğuşan emekli edebiyat öğretmeni ve yazar Faruk’un kâbuslarla dolu tekdüze hayatından arkadaşı Semih’in ani müdahalesiyle sıyrılmasını konu alıyor.
Masanın üzerinde duran üç farklı çerçevedeki portre fotoğrafları, kırmızı karanfiller, cep saati, not defteri, kalem, mektup destesi ve "faili belli" yazılı pankart ile Cumartesi Anneleri’nin mücadelesini anlatan natürmort kompozisyon.

Kuşların Kanadına Sarıldım*

Özgün Emre BULUT, bu yazısında Türkiye’nin 1980 askeri darbesinden 1990’lı yıllara uzanan karanlık siyasal tarihini; faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, köy yakmalar ve Beyaz Toroslar gibi simgeler üzerinden yaratan korku iklimini ele almaktadır.
Sıfır Noktasındaki Kadın - Kara Kalem İllüstrasyon

Sıfır Noktasındaki Kadın: Firdevs’in Hikâyesi

Enver KARAHAN’ın bu metni, Neval El Seddavi’nin kült eseri Sıfır Noktasındaki Kadın, ataerkil bir toplumda var olma mücadelesi veren Firdevs isimli bir kadının, çocukluğundan idamına uzanan trajik ve sarsıcı hayat hikâyesini konu alıyor.
Vincent van Gogh'un post-empresyonist stilinde, kalın fırça darbeleriyle (impasto) yapılmış yatay bir yağlı boya tablo. Sol tarafta, birbiriyle iç içe geçmiş, parçalanmış ve üst üste yığılmış ekspresif insan yüzleri yer almaktadır. Kompozisyonun merkezinde spiral hareketlerle dönen büyük, parlak sarı bir güneş motifi baskındır. Arka planda ise "Yıldızlı Gece" eserini andıran, girdaplı mavi ve mor tonlarında gökyüzü, yıldızlar, hilal, sağ tarafta uzun selvi ağaçları ve patikada yürüyen küçük insan figürleri tasvir edilmiştir.

Korkağın Tekiyim Ben

Emine AYDOĞDU’nun insan ruhunun en karanlık ve kuytu köşelerinden biri olan korku mefhumunu merkezine aldığı sarsıcı öyküsü.
Vincent van Gogh'un post-empresyonist tarzında yapılmış, geniş ve yatay formatta yağlı boya bir tablo. Canlı mavi, sarı, mor ve kırmızı tonlardan oluşan girdaplı ve dalgalı fırça darbeleriyle dolu bir arka plan önünde, farklı yaş, cinsiyet ve etnik kökenlerden çok sayıda insanın portresi bir arada resmedilmiştir. Yıldızlı Gece tablosunu andıran gökyüzü motifleri ve figürlerin etrafındaki hareler dikkat çekmektedir.

Bir Zamanlar Ülkesi

Ebru Zeynep DİŞİAÇIK, varoluşun ve insan ilişkilerinin sınırlarını “bir avuç” ölçeğine sığdırdığı bu çarpıcı metninde, geniş düşlerle dar alanlar arasına sıkışmış insan ruhunun derin bir panoramasını sunuyor.
Vincent van Gogh tarzında kalın ve kıvrımlı fırça darbeleriyle çizilmiş yatay bir tablo. Resmin sağ tarafında, girdaplı mavi dalgaların üzerinde oturmuş, düşünceli bir şekilde aşağı bakan hırkalı ve topuz saçlı bir kadın figürü yer alıyor. Arka planda dönen beyaz bulutlar, parıldayan sarı bir güneş ve yıldızlar var. Sol tarafta ise sarı başak tarlaları, lavanta kümeleri ve zeytin ağaçları uzanıyor.

Fırtınadan Fırtınaya

Fatma ALTUN’un kaleme aldığı bu büyüleyici öykü; masallardan mahrum büyüyen, hayatın yükü altında erkenden hem erkek hem kadın olmak zorunda bırakılarak kendi içindeki dişil ruhu ve çocukluğu hırpalayan bir kahramanın çarpıcı uyanışını anlatıyor.
Vincent van Gogh tarzında, yağlı boya dokulu, yatay bir portre tablosu. Ortada, yüzü Farsça hat sanatı (kaligrafi) metinleriyle kaplı ve koyu renkli bir çarşaf giymiş bir kadın figürü yer alıyor. Figürün önünde, dikey duran metalik gri renkli bir tüfek namlusu yüzünü ikiye bölüyor. Kadının derin, hüzünlü ve doğrudan bakan kahverengi gözleri var. Portrenin sağ arka planında, van Gogh'un "Yıldızlı Gece" tablosunu andıran, dönen mavi-sarı bulutlar, hilal şeklinde bir ay ve koyu renkli bir selvi ağacının olduğu bir manzara görülüyor. Sol arka planda ise dokulu, dönen altın-kahverengi fırça darbeleriyle oluşturulmuş bir duvar var. Alt kısımda, karmaşık desenli koyu kırmızı bir halı görülüyor. Işık, figürün yüzünü ve tüfek namlusunu aydınlatarak dokuları belirginleştiriyor.

“Lüzumsuz Kadın  Rabih Alameddine” Üzerine Konuşmalar

Hülya ve Gonca’nın Rabih Alameddine’in Lüzumsuz Kadın romanı üzerine yaptığı, Beyrut’un tarihi ve edebiyatın gücünü ele alan derinlikli bir söyleşi.
Kalabalık bir şehir sokağının, Vincent van Gogh'un tarzında; kalın yağlı boya dokuları, dairesel fırça darbeleri ve gökyüzünde "Yıldızlı Gece"yi andıran sarı-mavi girdaplarla yeniden yorumlanmış yatay tablosu.

Miskinler ve Kıyamet

Havva AĞRAL’dan bozgunun anatomisi: Bir yanda modifiye egzoz sesleriyle yankılanan bıçkın bir sokak, diğer yanda kendi içindeki gerilimleriyle insan öyküleri.
"Vincent Van Gogh tarzında, impasto yağlı boya tekniğiyle yapılmış soyut ve döngüsel bir kompozisyon. Görsel, 'Yıldızlı Gece' benzeri turbulent mavi ve mor girdaplardan oluşan bir gökyüzü vortex'ini merkezine alıyor. Bu vortex, iki büyük soyut kadın figürünün birleşimini sarıyor: Biri iri ve tombul (Safiye), diğeri daha ince ve oklava tutuyor (Zehra). Safiye'nin 'lacivert gözlerinden' süzülen derin bir acı, kuyu benzeri karanlık bir Gayya kanalına dönüşüyor. Figürlerin etrafında dekonstrükte edilmiş müzik notaları ('Rumeli türküleri'), oklavalar, kahve fincanları ve sıska sarı çocuk figürleri dekonstrükte edilerek kompozisyona entegre edilmiş. Renk paleti dense; coşkulu maviler, purpler, sarılar, ochre'lar ve limited kırmızılardan oluşuyor. Tüm elemanlar, memory ve pain'i sembolize eden irin ve ur benzeri, sarmal bir ip gibi birbirine bağlanmış. 'Van Gogh' imzası sağ altta, textured paint olarak yer alıyor."

Safiye Sultan

Meral Kutluğ İLSEVER’den Balkanlar’dan Anadolu’ya taşınan kadim bir dostluk; Safiye Sultan ve Zehra’nın Rumeli türküleri ve paylaşılan acılarla örülü hüzünlü hikâyesi.

Gülten Akın’ın İlahiler’i Üzerine

Haden ÖZ’ün metni, Türk şiirinin zarif ve direngen sesi Gülten Akın’ın, 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı karanlık atmosferdeki tanıklığını merkezine alıyor.
Siyah bir arka plan üzerinde, iplerle kontrol edilen ahşap bir sanatçı mankeninin (kukla) yer aldığı yatay illüstrasyon. Mankenin her iki yanında karmaşık makine dişlileri ve makaralar görülmekte, ipler bu mekanizmalara bağlanmaktadır.

Ontolojik İtiraz

Görkem ÇİFTÇİ’den toplumsal kalıpların ve sembolik inançların ötesine geçmeyi amaçlayan, gerçek hakikati mekânlarda değil kendi merakında ve varlığında bulan bir keşif.
Geleneksel Osmanlı minyatürü üslubuyla çizilmiş, sol tarafta kale surları, cami ve patikada yürüyen kervanlar; sağ tarafta elinde asası ve sırtında küfesiyle nehir kenarında yürüyen bir derviş tasviri içeren, orta kısımlarında altın yaldızlı boş yazı panelleri bulunan geniş yatay manzara.

Yunus’un Bolluk Çorbası(3)

Şair ve yazar Elem ERK’in şiirsel, derin ve masalsı üslubuyla kaleme aldığı bu büyüleyici devam bölümünde; küçük Yunus’un tılsımlı “Bolluk Çorbası”nın eksik malzemesi olan “Söz”ü bulmak için çıktığı zorlu ve mistik arayış anlatılıyor.
Vincent van Gogh'un post-izlenimci tarzında, kalın fırça darbeleri ve canlı renklerle yapılmış sürreal bir sokak manzarası. "Yıldızlı Gece" benzeri, girdaplı ve fırtınalı bir gökyüzünün altında, ıslak ve yansımalı bir asfaltta sıralanmış, her biri gökyüzündeki yıldızlar gibi parlayan bir dizi sokak lambası görülüyor. Sol tarafta stilize edilmiş binalar, sağ tarafta ise bir tel örgü ve çalılar yer alıyor. Görsel, orijinal dikey kompozisyonu yatay bir formatta genişletiyor.

Sokak Lambası

Hanife ÇİFTÇİ, bu öyküsünde bir arayış hikayesi üzerinden insanın geçmişi, hafızası ve içsel labirentleri arasında kurduğu bağı etkileyici bir atmosferle sunuyor. Kayıp bir anahtarı bulma telaşıyla başlayan anlatı; loş bir salonun, patlamış lambaların ve tozlu tavan aralarının klostrofobik dünyasında adım adım bir varoluş mücadelesine dönüşüyor.
Geleneksel Osmanlı minyatürü üslubuyla çizilmiş, sol tarafta içerisinde kitaplar ve el yazmaları olan süslü bir kütüphane nişi, alt tarafta dalgalı mavi suların içinde yüzen kitaplar ve sağ tarafta gökyüzündeki altın sarısı güneşi işaret eden, cübbeli ve sarıklı iki Osmanlı aliminin tasvir edildiği geniş yatay manzara.

Yunus’un Bolluk Çorbası (2)

Şair ve yazar Elem ERK’in naif, umut dolu ve masalsı anlatımıyla kaleme aldığı bu büyüleyici hikâye; unuttuğu uçma hayalini yeniden bulabilmek için yollara düşen küçük Yunus’un, bilge Mavi Nene ve gizemli rehberi “Sarı Çiçek” eşliğinde çıktığı mistik olgunlaşma yolculuğunu anlatıyor.
Geleneksel Osmanlı minyatürü tarzında çizilmiş, arka planda bir cami, şehir surları, nehir ve kervan figürlerinin yer aldığı bir manzara içinde, elinde asasıyla sırtında büyük bir küfe taşıyarak yürüyen sarıklı ve cübbeli bir dervişin/yolcunun arkadan görünüşü.

Yunus’un Bolluk Çorbası (1)

Şair ve yazar Elem ERK’in naif, umut dolu ve masalsı dilini yansıtarak “incinmelerin şiirini yazan” anlatımcı tarzıyla kaleme aldığı bu büyüleyici metin; kaybolan hayallerinin peşine düşen Yunus adındaki küçük bir çocuğun, bilgeliği ve gizemi barındıran Mavi Nene ile karşılaşmasını konu ediniyor.
Van Gogh tarzında, buğday tarlası üzerinde çığlık atan ve düşünen iki yüz figürünün yer aldığı sürrealist yağlı boya tablo.

Çığlığın

Emine AYDOĞDU, bu öyküde karakterlerinin çocukluk masumiyetinden hayatın sert gerçeklerine uzanan kırılma noktalarını, melankolik ve şiirsel bir atmosferde aktarır. Kayıp, suçluluk duygusu, toplumsal baskılar ve sessiz çığlıklar gibi temaları merkezine alıyor.
"Sessizliğin dili: Kara Taş’a emanet edilen sırlar ve çocukluğun soyut hafızası."

Yeraltının Öfkeli Damarı

Emine AYDOĞDU’dan çocukluk travmalarını, doğayı ve taşın sessizliğini sırdaş edinen bir ruhun; aile, şiddet ve aidiyet üzerinden şekillenen hüzünlü büyüme hikâyesi.
Merkezinde yatay, yırtık bir kâğıt şeridinin üzerinde yürüyen bacakların bulunduğu, Vincent van Gogh tarzında, canlı renkli ve dokulu bir sürrealist yağlı boya tablosu. Sol tarafta, dönen, girdaplı bir "Yıldızlı Gece" gökyüzünün altında bir zeytinlik ve taş bir yol yer alıyor. Sağ tarafta ise kâğıt şeridiyle gözleri kapatılmış, koyu mavi giysili bir kadının profili bulunuyor. Arka plan, dokulu, çok renkli taş bir duvar ve soyut dairesel desenlerle oluşturulmuş.

Sararmış Bir Fotoğraf

Fatma ALTUN’dan normal bir hayatın olağanüstü anı: anmak mı, yaşamak mı?” “Çok güldük, kesin başımıza bir şey gelecek” korkusuyla büyümek.
Farklı renklerde ve dokularda (noktalı, çizgili, metin baskılı, düz renkli) birçok insan silüetinin bir araya gelerek oluşturduğu, karmaşık ve canlı bir kolaj çalışması. Silüetlerin bazılarının içinde gazete kupürleri ve el yazısı metinler yer alıyor.

Unutma Beni

Hülya Bilge GÜLTEKİN’den hafızanın dehlizlerinde yankılanan bir yüzleşme. Kayıp bir mektup ve yağmurlu bir sokakta kesişen iki yarım hatıra.
Vincent van Gogh'un post-izlenimci tarzında, kalın ve girdaplı fırça darbeleriyle yapılmış, farklı etnik kökenlerden üç kadını bir arada gösteren canlı ve dokulu bir portre tablosu.

Çadırlara Vuran Güneş

Acibe SIKAR’dan tanıklıklar: Deprem sonrası bir yardım kuyruğunda kesişen hayatlar. Bekleyişin yakıcı sıcağında, bir hijyen paketi umuduyla yaşanan gerginlik ve hayal kırıklığı.
Sürrealist bir kompozisyonda, bir çerçeve tutan elin içinde tek bir gözün göründüğü, arka planda iç içe geçmiş insan silüetleri, bir ağaç ve bir saatin yer aldığı, yumuşak pastel tonların hakim olduğu sanatsal çalışma.

Melahat Hanım’ın Düzenli Yaşamı

Merve Çopuroğlu’nun kaleme aldığı bu nitelikli inceleme yazısı, Peride Celal’in Melahat Hanım’ın Düzenli Yaşamı adlı eserinden yola çıkarak edebiyatın toplumsal cinsiyet rolleriyle olan köklü bağını güçlü bir perspektifle gözler önüne seriyor.
Henri Matisse tarzında, bej arka plan üzerinde mavi silüetli oturan bir kadın figürü ile çevresindeki renkli soyut bitki, kuş ve yıldız formlarının yer aldığı modern illüstrasyon.

Sandık…

Hanife ÇİFTÇİ’den kilitli bir sandığın peşinde deliliğe uzanan amansız bir arayış. Geçmişin yüküyle balkondan aşağı süzülen trajik bir yüzleşme ve kanlı bir veda.
Van Gogh'un post-izlenimci tarzında, kalın fırça darbeleri ve dönen desenlerle betimlenmiş, elinde beyaz bir kupa tutan ve şezlongda dinlenen bir figürün yatay tablosu.

Kendim ve Ben

Elif AKŞAHİN’den otuz metrekareye sığan sarsıcı bir esaret.Elif Akşahin’den tutsaklık, özgürlük ve Stockholm Sendromu’nun kıyısında, sarsıcı bir yol ayrımı hikayesi.
Vincent van Gogh'un post-izlenimci tarzında, kalın fırça darbeleri ve girdaplı gökyüzü formlarıyla oluşturulmuş, deniz kenarında oturan bir figür ve yanındaki kedileri gösteren manzara tablosu.

Sessizliğin İçindeki Adam

Berra HACISALİMOĞLU’ndan sağanak yağmur altında kimsesiz bir park ve karanlıkta beliren bir gölge. Kaderle yüzleşmenin eşiğinde, soğuk ve gizem dolu bir yalnızlık hikâyesi.
Rengarenk neon ışıklarıyla aydınlanmış, ıslak ve boş bir şehir sokağındaki yaya geçidinden yürüyerek karşıya geçen, sarı gözlü siyah bir kedinin anime tarzı illüstrasyonu. Sokak pembe, mavi ve mor tonlarında ışıldıyor.

Yüksel Caddesi

Emine AYDOĞDU’dan çarpıcı bir Ankara öyküsü: Mülkiyeliler Birliği’nde bekleyişle demlenen hüzünlü bir yüzleşme. “Saat yedi demiştiniz ama o yine gecikti. “