Bir süredir şu an bulunduğum noktaya nasıl geldiğim üzerine düşünüyorum. Yaşam benim için bir yolculuk. Ben yaşamı böyle görüyorum en azından. Bu yüzden de bir ırmağa benzetiyorum hep. Denize kavuşmak isteyen bir ırmak gibi durmadan ilerliyorum. Zamanın geçmesi kaçınılmaz olsa da ilerlemek, en azından çok ileri gitmek zorunda değiliz ama.
Söz gelimi, siz bulunduğunuz noktada kendinizi çok güvenli hissedebilir ve oradan ileri gitmeyebilirsiniz. Güvenli bölgenizi, o bölgenin içinde size rahatsızlık veren şeyler olsa bile terk etmeyebilirsiniz; çünkü bildiğiniz sorunlar bile bilmediklerinizden daha fazla güven verir.
Bilinmeyen, insanları çoğunlukla korkutur ve sırf bu korku nedeniyle çoğu insan iyi bildikleri bir yere saplanıp kalırlar. Bu, yanlış ya da doğrudur demiyorum. Var olan bir durumu tanımlıyorum yalnızca.
Güvenli bölgesinden çıkacak kadar cesur olamadım ben de. Gerçi ben güvenli bölgemin çoğu insanınkinden farklı olduğuna inanıyorum; ama ortak hayaller taşıyan, yaşama ilişkin beklentileri benzer olan insanların sahip oldukları kaygılar da benzer oluyor ve siz bunları taşımasanız, hatta hiçbirini istemiyor olsanız bile bu kaygıların arasında kalınca “Bunu ben de istiyor muyum? Bunu ben de istemeli miyim? Gerçekten istediğim nedir?” diye düşünmeye başlıyorsunuz ve kafanız karışıyor. Tek bir doğru ya da tek bir yanlış olmadığı halde çoğunluğun doğrusunu ya da yanlışını içselleştirmeye başlıyorsunuz. İçselleştirdiğinizi sanıyorsunuz belki de; çünkü içinize sinmiyor. İçten içe biliyorsunuz bunu; ama o kafa karışıklığı içinde ne yapacağınızı da bilmiyorsunuz.
“Tüm bunları yapabildiğim için mutlu olmam gerekirken neden mutlu değilim?” diyordum kendime. Bir yerde bir yanlışlık vardı ve çözemiyordum. “Yaşam böyle. Sorgulama. Yaşa gitsin.” dediler. Nasıl açıklayacağımı bilmiyorum; ama bu bir tatminsizlik değildi. Şımarıklık ettiğimi de düşünmüyorum.
Yaşamdan çok şey isteyen biri değildim. Hiç olmadım. Benim aklımda başka bir şey vardı. Çevremdekilere açıklayamadığım bir şey. Sözcüklere dökemediğim, nasıl diyeceğimi bilemediğim bir şey işte. Üniversiteden mezun olana kadar yaşamımda her şeyi zamanında yapmış ve hemen hiçbir şeyi atlamamıştım. Üniversiteden mezun olduğumda ise yaşamla baş başa kaldım. “Yaşama hiçbir hazırlık yapmamışsın.” demişti bir dostum bana. Bu sözün, o dosttan duyduğumda bende yarattığı ağırlığı hâlâ hissederim aklıma geldikçe.
Aklımda yüksek lisansa devam etmekten başka bir şey yoktu; ama ekonomik koşullar her zamanki gibi ağırlığını hissettiriyordu. Türkiye gibi çalkantılı ve dengesiz bir toplumda yaşıyor olmanın verdiği güvensizlik de olabilir; ama annem ve babamın kendilerine ait doğruları ve yanlışları vardı ve benim de bunlara göre bir yaşam kurmamı istediler. En başta boyun eğdim, yalan söyleyemem; ama içten içe bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordum.
Kısa bir süre okuduğum Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliğini, daha sonra yüksek lisansta burs aldığım halde bırakıp öğretmenliğe başladım.
Sonuçta hayır demek benim elimdeydi ve dedim sonunda. Gerçi hayır demek hiç öyle kolay değil. Deseniz bile kabul görmüyorsunuz bazen; çünkü herkes “sizin iyiliğinizi” istediği için size karşı çıkıyorlar. “Biz çektik, sen çekme. Biz ettik, sen etme. Bizim hatalarımızdan ders al.” diyorlar. “Bir başkasının hatasından öğrenilebileceğini kabul ediyorum; ama ben kendim de deneyip görmek istiyorum.” dediğimde bile karşı çıktılar. Aldığınız kararların her birinin sorgulanması demek, sizin kendinize olan güveninizin kırılması demek bir anlamda; çünkü “Sizin aklınıza güvenmiyoruz” demek. Ben bunu uzunca bir süre böyle hissettim. “Ben demiştim.” cümlesi kadar sinir bozucu bir cümle düşünemiyorum; çünkü inanılmaz bir biçimde güveninizi kırıp sizi karşıdakine bağımlı hale getiriyor. Hata yapmaya korkar hâle geliyoruz. Hata yapmak dünyanın en korkunç şeyi oluyor gözünüzde.
Kendi başınıza aldığınız bir karar sonucunda yapılan ufacık bir hatada hemen kendinizi suçlamaya başlıyorsunuz. Aklınıza, karar verme yetkinliğinize, yeteneklerinize, kısacası kendinize bir türlü güvenemiyorsunuz. Bir karar vermeden önce başkalarına danışmak elbette iyidir ama her kararda başkalarına gitmek ve başkalarının dediklerine göre hareket etmek sizi bağımlı bir insan haline getiriyor ya da bağımlı bir insan olarak yetiştirildiğiniz için böyle davranıyorsunuz da diyebiliriz. Bizim toplumumuzun kanayan yarası. Herkesin kendi aklı çokmuşçasına birbirine akıl dağıtan insanların arasında kendi yolunu bulabilmek öylesine zor ki… Üstelik aldığınız kararların sonuçları ne olursa olsun fikir belirtmek zorunda o insanlar.
Hata yaptıysanız da yaşamı size dar ediyorlar “Ben demiştim.” diyerek. Evet, sen demiştin. Evet, hata yaptım; ama öğrendim. Bırakın da sonuçlarıyla bildiğim gibi başa çıkayım. Dünyanın sonu değil.
Dünyanın sonu değilmiş. Gerçekten değilmiş. Üniversiteden mezun olduktan sonra yüksek lisansa başladım. Bir yıl sonra ailemin ısrarlarıyla işe girip kendime eziyete başladım. Yüksek lisansımın ilk yılında aldığım istatistik dersinden de kaldım. Bu benim için dehşet verici bir durumdu. Bu, bazılarınız için “Eh ne var bunda?” diyebilecekleri bir durum olabilir; ama ben o zamana kadar hiçbir dersten kalmamıştım. Üstelik çok da çalışıp kaldığım bir dersti. Her şey istatistik dersiyle başladı. Sonra yüksek lisansımı 2 yılda bitiremeyeceğimi fark ettim. Bu da bazılarınız için “Eh ne var bunda?” diyebilecekleri bir durum olabilir; ama benim için kabullenmesi çok zordu. O zamana kadar her şeyimi tam zamanında yapmıştım ve yüksek lisansı 3. yıla uzatacak olmak benim için bir yenilgiydi. O zaman öyle algılıyordum. Bu, benim yaşadığım ilk kırılma noktasıydı; çünkü yaşamda bazı şeylerin her zaman planlandığı gibi gitmeyebileceğini anladım. Kendimi o kadar bastırmışım ki bunu kabullendiğim zaman bir rahatlama geldi. “Olabilir. 1 yıl geç bitiririm, sorun değil.” dedim kendime.
Bir sonraki kırılma noktasını hiçbir zaman evlenip çocuk sahibi olmayabileceğimi fark ettiğimde yaşadım. Bunu fark ettiğimde yaşama bakışım çok daha farklı bir hâl aldı. Önceleri canımı çok acıttı; ama izlediğim yolun diğerlerinden farklı olması beni korkutmamaya başladı. “Bu, benim.” dedim kendime. “Benim isteğim. Yapmak için yapamam. Emin olmadan yapamam.” dedim. Bunu kabullenmek biraz zamanımı aldı; ama kabullendikten sonra çok rahatlamış hissetmeye başladım.
Yine de yolunda gitmeyen bir şeyler vardı içimde. Yapmak istediğim şeyler vardı. Ben de ülke değiştirdim. Daha doğrusu, çok uzun zamandır gelmek istediğim bir ülkeye başvurdum ve Türkiye’deki yaşamımı bırakarak buraya geldim. Büyük bir kafa karışıklığı içindeydim. Yaşamda farklı bir yol izliyor olmak beni büyük bir strese sokuyordu. Sonra yaşamdan beklediklerimin farklı olduğunu anlayıp kendimi olduğu gibi kabul etme süreci başladı.
Farklı bir ülkede olduğum, günde birkaç farklı dil konuşmak zorunda kaldığım için her gün hata yapıyordum. Her yaptığımda bir yanlışlık çıkıyordu mutlaka. O kadar çok hata yaptım ki hata yapmanın düşündüğüm kadar korkunç olmadığını fark ettim. Hata yapmaya bile alıştım. “Dünyanın sonu değilmiş.” dediğim ve hata yapmaya alıştığımı fark ettiğim o an bir kırılma noktası daha yaşadım. Hata yapmak hiç de kötü değilmiş. Hata yapmakta bir sakınca yokmuş ki. Hatalar yenilgi değil, öğrenmenin bir parçasıymış. Hata yapmadan öğrenilmiyormuş çünkü.
Yaşadığım her kırılma noktasında güvenli alanımın dışına itilmiş oldum. Güvenli alanım genişlemiş oldu bir bakıma. Gidebildiğim her yer güvenli alanımdır artık ve hata yapmaktan korkmayacak kadar çok hata yaptığım için gidemeyeceğim herhangi bir yer olduğunu sanmıyorum artık.
Çokbilmiş de konuşmayayım ama dibe çakılıp orada uzunca bir süre can çekiştiğime inandığım için artık herhangi bir sorun beni korkutmuyor. Kendiniz ölmeyi seçmediğiniz sürece herhangi bir sorun sizi öldürmüyormuş çünkü. En şiddetli fırtınalar bile sizi savurup atıyor en fazla. Karanlık aydınlığa kavuşuyor. Yalnızlığa bile alışıyorsunuz. Belli bir eşiği geçtikten sonra daha kötü çarpamıyor sizi herhangi bir şey. Beterin beteri var ama siz de daha güçlüsünüz sonuçta. Çok kötüyü gördükten sonra iyinin, karanlıkta uzun süre kaldıktan sonra ışığın anlamı değişiyor.
Kırılma noktaları sizi kırmıyor aslında. Esnekliğinizi artırıyor. Bence bu çok ilginç.