Sessiz Kahramanların Yazarı

Okuma Süresi: 4

Yazarla Tanış

Kara kalem fotoğraf

İkrami ÖZTURAN

963 Diyarbakır doğumlu Kramı Özturan, Kara Harp Okulu mezunu eski bir Kurmay Albaydır. Askeri kariyerinin ardından medya yöneticiliği, dış ticaret ve girişimcilik alanlarında faaliyet göstermiştir. Çok yönlü kimliğiyle sanat yönetmenliği, organizatörlük ve sanat terapisi alanlarında derinleşmiştir. İnşaat mühendisi olan Özturan, uluslararası ilişkiler ve işletme dallarında dört yüksek lisans yapmıştır. Halen FAMİ Musiki ve Sanat Derneği Başkanı ve Sanatif Yaklaşımlar Sanat Yönetmeni olarak kültür-sanat çalışmalarını sürdürmektedir. İLESAM, PEN ve Yazarlar Sendikası üyesi olan yazarın beş basılı kitabı, çok sayıda şiiri ve senaryosu bulunmaktadır. Ayrıca resim sanatıyla uğraşmakta olup kişisel ve karma sergilerde eserlerini sergilemektedir.

25 Ekim 2024, bir edebiyat kahramanının asırlık doğum gününe karşılık geliyor. İki yıl önce vefat eden, Kazakistan edebiyatının sembol ismi Abdizhamil Nurpeisov yaşasaydı bugün tam yüz yaşında olacaktı. Bugünün anısına Kazakistan PEN tarafından düzenlenen Uluslararası Yazarlar Festivali Nurpeisov’u anmak ve anlamak için bir fırsat doğurdu. Festivale konuk yazar olarak katılıp Nurpeisov hakkında bir sunum yaptım. Bu sunumda Nurpeisov ile Türk yazarların edebiyattaki ortak bakışlarını dile getirmeye çalıştım. Konukların hayli ilgisini çeken konuşmama şöyle başladım: “Bir düşünün… Kendinizi bozkırın ortasında, sert bir rüzgârın altında, toplumun sizi dışladığı, koca bir ideolojiyle yüzleştiğiniz bir dönemde hayal edin. İşte Abdizhamil Nurpeisov’un karakterlerinin her biri tam da burada yaşıyor: Kazak bozkırlarında, insan ruhunun derinliklerinde ve Sovyet baskısı altında.”

Nurpeisov, sadece Kazak edebiyatını değil, Türk dünyasının da ruhunu eserlerinde işlemiştir. Onun eserleri, Türkiye’de yankı buldu çünkü Kazak halkının yaşadığı acılar, Türkiye’nin ve Türk dünyasının da ortak bir tarihidir. Nurpeisov’un Kan Men Ter romanı, savaşın Kazak halkı üzerindeki yıkıcı etkilerini işlerken, bireyin savaş karşısındaki çaresizliği ve toplumsal çöküşü derinlemesine anlatır: “Savaş biter, ama savaşın insan ruhunda açtığı yaralar hiçbir zaman kapanmazdı.” Türk Yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban” adlı eseri de Türk Kurtuluş Savaşı’nı Anadolu köylüsünün gözünden ele alır. Savaşın halk üzerindeki etkilerini ve köylü-aydın çatışmasını derinlemesine işler: “Toprak, zaferden çok acı bir hatıra bırakıyordu geride. Zaferden çok mağlubiyetler konuşuluyordu.”

Nurpeisov, kırsal Kazak toplumunun modernleşme sürecindeki sancılarını ve Sovyet rejiminin etkilerini eserlerinde güçlü bir şekilde işler. “Kazak bozkırı, eski düzenin yankılarını hala saklıyordu. Modernleşmenin gölgesinde kaybolan gelenekler, yeni bir düzenin ışığında silinip gidiyordu.” Türk Yazar Orhan Kemal de kırsal yaşamı ve modernleşmenin bireyler üzerindeki etkilerini ele alır. “Bereketli Topraklar Üzerinde” adlı eseri, kırsal hayattan büyük şehirlere göç eden işçilerin mücadelesini işler: “Toprak bereketliydi, ama insanların kalbi kuraklaşmıştı… Toprak, çiftçinin elinden kayarken, yeni bir dünyanın kapıları aralanıyordu.”

Nurpeisov’un eserlerinde Kazak halkının geleneksel yaşamı ve Sovyet ideolojisinin çatışması sıkça yer bulur. Sistemin bireyi nasıl ezdiğini anlatan şu alıntı oldukça etkileyicidir: “Sistemin dişlileri arasında bir insanın varlığı, kaybolan bir gölgeden farksızdır. Ama unutulmayan tek şey, insanın içinde biriktirdiği o sessiz öfkedir.” Türk Yazar Orhan Pamuk da Türkiye’de gelenek-modernite çatışmasını “Kar” adlı romanında yansıtır: “Halk, kendi geleneklerini koruma telaşındaydı, çünkü bu toprakların insanları, modernleşmenin kendilerini nasıl değiştireceğini bilmiyordu ve bu bilinmezlik korkutucuydu.”

İnsan ve doğa arasında sıkışmış bir dünya, Nurpeisov’un eserlerindeki en ilginç olgulardan birisidir. “Son Görev”romanında doğayı şöyle anlatır: “Bozkır, uçsuz bucaksızdı. Burada, tabiatla savaş veren insan, her an kendi kaderiyle yüzleşmek zorundaydı.” Nurpeisov’un doğa-insan ilişkisine benzer bir tema, Türk edebiyatında Yaşar Kemal tarafından işlenmiştir. Çukurova’nın düzlükleri Yaşar Kemal’in kahramanlarının hem dostu hem düşmanıdır: “Çukurova, insanın hem en büyük düşmanı hem de en büyük sığınağıydı. Bu topraklarda ayakta kalabilen, doğanın tüm zorluklarına göğüs gerebilen kişi, gerçek anlamda özgürdü.”

Nurpeisov karakterlerinin psikolojik derinliğine büyük önem verir; sıradan insanların hikayelerine odaklanarak derin bir insani gerçeği ortaya koyar: “Bazen kendi içindeki fırtınalar, bozkırın sert rüzgârlarından daha acımasız olurdu.” Türk edebiyatında Peyami Safa da benzer şekilde karakterin iç dünyasını ve psikolojik gelgitlerini detaylıca işler: “Bu, yalnızlık değildi; bu, kendi ruhumun içinde kaybolmaktı.” Yine Sabahattin Ali, “Kürk Mantolu Madonna” eserinde bireyin yalnızlığını vurgular: “Kalabalıklar içinde kaybolmuş bir ruhun, kendi içindeki savaşı hiç bitmezdi.”

Nurpeisov’un kalemi sessizdir ama karakterleri, özgürlüğe sessizce başkaldıran kahramanlardır: “Adaletin olmadığı bir toplumda, insanlar kendi adaletlerini yaratmak zorunda kalırdı.” Türk şair Nazım Hikmet de adalet ve direniş temalarını en güçlü şekilde yansıtır: “Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” Sonuç olarak Nurpeisov, insanın sessiz ama güçlü direnişini anlatır. Onun sesi, evrensel insanlık durumunun sesi olmuştur. Ve son söz olarak usta yazara saygıyla sesleniyorum: “100. doğum günün kutlu olsun. Kalplerde yaşıyorsun…”

Yazarın Dünyasından

En Yeniler

Kültürel Antropoloji Yazıları

Tevfik USLUOĞLU

Tarihin Dışına Yazılanlar

Erinç BÜYÜKAŞIK

Sanat ve Hafıza

Yusuf AKSOY