Mesut Şenol: Günümüz Türk şiirinin temel akımlarını konuşmak isterim. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin belli başlı akımlarını, kademelerini nasıl açıklarsın?
Haydar Ergülen: Cumhuriyet dönemi şiirimizin iki akımı var. Bir tanesi çok kalıcı olmuş. 1940’lardaki Garip kitabıyla birlikte çıkan Garip Akımı… Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat’ın oluşturduğu bir akım. Türk şiirinin o yıllardaki anlayışını değiştiren ve insanlara, halka, hedefteki küçük, sıradan insana şiiri sevdiren bir akım olmuştur. Yine o dönem 1940’larda Dünya Savaşının çıkmasından hemen önce Toplumcu Gerçekçi dediğimiz,1940 kuşağı, dediğimiz bir anlamda acılı kuşak, diye de adlandırılan ve içinde Ahmet Arif, Rıfat Ilgaz’ın da olduğu,daha çok Nazım Hikmet çizgisindeki şairlerin oluşturduğu bir akım var.
Mesut Şenol: Buna Birinci Yeni de diyoruz… Birbirinin karşıtı gibi… Bunu açıklayabilir miyiz, okuyucumuz nasıl ayırt edecek?
Haydar Ergülen: Çıktığı anda halk tarafından benimsenen, karşılık bulan, tam da hedeflediği gibi insanlara ulaşan, onları sevindiren, üzüntülerine ortak olan, dertlerini paylaşan bir akımdan (Garip) bahsediyoruz. Bugün şair figürü dediğimiz zaman hala Orhan Veli gelir insanların aklına. İkinci Yeniye baktığımız zaman bırak okurların anlamasını, sevmesini, şiir ortamının da karşı çıktığı bir şiir. “Böyle şiir mi yazılırmış?” denilen bir şiir.
Mesut Şenol: Ama onun (İkinci Yeni) da kendine özgü bir değeri, bir boyutu var elbette değil mi?
Haydar Ergülen: Öncü, avangart dediğimiz yapıtlar zamanında anlaşılabilen, sevilen şeyler değil. İkinci Yeni de böyle bir şey. İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Cemal Süreya gibi isimler Güvercinka, Körfez, Galile Denizi gibi eserler veriyor. Bunun algılanması, benimsenmesi, sürdürülebilmesi 1980’lerden sonradır. İkinci Yeni şiiri “Benzemezlerin Şiiri”dir. Ece Ayhan, Sezai Karakoç, Edip Cansever, Cemal Süreya, İlhan Berk gibi isimler hem dünya görüşü olarak hem de bakış açısı olarak birbirine benzemeyen şiirler yazdılar.
Mesut Şenol: Ece Ayhan hangi yönüyle etkilemiştir? Kendi şiirlerini hangi özgün anlamlarla tabir etmek istersin?
Haydar Ergülen: Beni en çok etkileyen şair Cemal Süreya değildir; Ece Ayhan’dır. Şiire bakışıyla etkilemiştir. Ece Ayhan’ın kendisine özgü bir dili, anlayışı ve dize yapısı vardır. Ben hala etkilenmeyi sürdüren, rüzgârlara açık bir şiir yazıyorum. Beni en çok etkileyen yirmili yaşlarda, şimdi yazan genç şairlerdir. Şiir diyalektik ve sürmekte olan bir şeydir; geçmişin yanı sıra şu anda yazılmakta olan şiir de beni etkiler.
Mesut Şenol: Sosyal medya, genç yaşlı herkesin şiirlerini paylaşmasına olanak veriyor. Bunu nasıl yorumluyorsun? Genç şairlere kapı açan uygulamalar ne tür yeni dinamikler getiriyor?
Haydar Ergülen: Şairler kendisinden sonraki şairler tarafından okunursa ancak geleceğe kalabiliyor. Bir Lonca Geleneği diyelim buna. Cemal Süreya’nın bir sözü vardır; eğer bir şairi lonca kabul etmiyorsa o şair geleceğe kalamaz. Şiir tam olarak senin yazmadığın gibi yazılandır. Sen sana benzemeyenleri anlamaya çalışırsan şiir tekniğin, yeni sözcükler ve yeni yapılanma ortaya çıkar. Özgünlük böyle oluşur.
Mesut Şenol: Günümüz Türk şiiri kendi dinamiğini yaşıyor. “Kendi duygularımı yazıyorum” demek yeterli mi? Şiir okuyucuyla arkadaşlık bağı kurar mı?
Haydar Ergülen: 80’lerden beri Post Modern bir dönemdeyiz ama şiirde Retro oldu aslında. Şair istediği gibi yazabilir; Turgut Uyar divan şiiri uyarlamaları yazdı, ben de gazel ve nefes yazıyorum. Yol şiirlerim ise seyahatlerde tuttuğum notlardır. Şiir yoldaşlıktır; insanın başkalarıyla arkadaşlık biçimidir.
Mesut Şenol: Festivaller Türk şiirini ne ölçüde tanıtıyor ve bu serüven nasıl başladı? Gelenekselleştikçe yapıldığı yere ne gibi katkılar sağlar?
Haydar Ergülen: Eskişehir’de Dünya ve Türk şiirini buluşturan bir festival yapıyoruz. Kültür turizmi, ülkelerin kendi kültürlerini tanıtma fırsatı doğuruyor. Türkiye bir havza ve Dünya mirasına katkısı bu açıdan önemli. Türkçeyi Dünya dilleri atlasında temsil edecek iki şair olsa bunlardan birisi Yunus Emre, diğeri Nazım Hikmet olurdu.
Mesut Şenol: Yunus Emre niye bu kadar önemli? Nazım Hikmet’i şiirin neresine koyacağız ve dünyada bu kadar sevilmesi neye bağlı?
Haydar Ergülen: Yunus Emre avangart ötesi, evrensel bir şairdir. Söylediği özgürlük, barış ve kardeşlik gibi değerler birleştiricidir. Nazım Hikmet ise bizim en büyük avangart şairimizdir. Şiiri kadar yaşadığı çileli hayatı da insanları etkilemiştir. Bağımsızlığımızı çok önemseyen bir şairdir.
Mesut Şenol: Şairlerin dili ustalıkla kullanması konusunda ne diyeceksin? Şiirin sosyal medyada yer alması hakkında nasıl bir yorum yaparsın?
Haydar Ergülen: Şiir sözcüklerle yapılan bir iştir; şair toplumdan ödünç aldığı sözcükleri rafine edip iade eder. Hiçbir şair bireysel değildir; şiir bir insan araştırmasıdır. Sosyal medyadaki şiire “hazırlık sınıfı” gibi bakmak lazım. İnternet, şairlerin tanınmasına ve asıl okurlarına kavuşmasına büyük olanak sağladı.