Harita Üzerinde Toplantı Masası ve Sandalyeler

Dip Seslenmeleri

Okuma Süresi: 4

Dünyanın Gözyaşları

Amerika’nın sözde “keşfi” sırasında orada yaşayan kırk bin yerlinin yaklaşık üçte ikisi katledilmiş ve böylece bir soykırım gerçekleştirilmiştir. Bugün de ABD’nin oturduğu tahtın ayakları, katliama uğramış halkların cesetleri üzerinde yükselmektedir.

Topraklarının eşiğine dayanmıştı ölüm,

Cesetlerin üzerinde tepinerek bağırdı:

“İlahi öfkenin aracısıyım!”

Bir yağmanın başkomutanı Colomb,

Bu yerleri cehennem motifiyle işledi.

Hispanyola’dan Havana’ya savruldu

İnsan eti kokusu.

Kim bu öldürücü? Yüz yıllardır işte orada, kötülüğe ve çirkinliğe tapan mülk… Kim bu ölü? Bin yıllardır işte orada, hayata ve insana tapan aşk…

Yerlilerin külünde tüten acı, barbarlarla birlikte ilerledi. Bartolomé de las Casas’ın insan yağmasına karşı özgür yerli kentler önermesi bile bu gidişatı durduramadı. Gözyaşları bakracında bir ören yerine döndü bu güzelim dünya. *

Hayat Yakıyor

Hayat geçmişteki gibi alevlenip sönmüyor artık; süreğen yakıyor. Hayatımızı çepeçevre yanık naylon kokusu sarmış. Duman olmuşuz yan yana; dumanın yayılması ise bir torba eşyanın tabiatıymış.

Geceleri bitmeyen aşk masallarında güler, cüziye benzeyen neft yağı lambasının titrek ateşinden korkardık. Korkumuz dumana dönüşür, kül ve kar bizi uyuturdu.

Nihayetinde insan;

Bir yanıyla kül,

Diğer yanıyla ölüsüdür hayatın.

Hem geçmiş ile hesaplaşmanın

Hem de özlemenin acısı çekilir.

Geçmişin zorlu geçitlerinden geçip gelenlerin biraz alevli, biraz sönmüştür yüzleri.

Bu yüzden: “Gözyaşlarına yatak seremezsiniz, bir yolcuya serer gibi.”

Karanlığın musallat olduğu bu hayatın yazgısını değiştirmek için ne yapılabilir? Ah kalbim, devrim olsun yeter… *

Eskiyi İstiyorum

Eskiden, çoğunlukla usta-çırak ilişkisi içerisinde hayat sürüp giderdi. Bu ilişki; çoğunluğun işinde süreğenliği, dinamizmi, ahlakı ve edep erkânı geliştiriyor, topluma “kendi yağında kavrulma” imkânı veriyordu.

Ancak uzun yıllardır hayatın hiçbir alanında usta-çırak ilişkisi kalmadı. Kalanlar ise şişik egolar ve bunların karşısında değersizleştirilen değerler.

Ne hazin; şiddetini uygulamak için sırasını bekleyen darbe başkanları, parti başkanları, dernek başkanları ve egosu şişik gazeteciler, televizyoncular, yazarlar, çizerler, mafya babaları, tacizciler, kadın düşmanları, çocuk istismarcıları, trafik canavarları, gürültü canavarları, yağma canavarları…

Yani yüksek ego, yüksek kaos, yüksek sansasyon, yüksek şiddet, yüksek çaresizlik.

Hepsi bu. Hayatın bütün alanları aşağılarda ve keyifsiz.

Eskiyi istiyorum; usta-çırak ilişkisinin çoğunlukla hüküm sürdüğü zamanları. *

Selamlaşmak Üzerine

Otuz yıldır bir dostla selamlaşırız. Bu dostun iki tane kasketi var; biri bej, diğeri sütlü kahve renginde — kasketlerin rengini neden söyledim onu bilmiyorum, affola. Karşılaştığımız zaman kasketin tereğinin ucunu sağ elinin başparmağı ve işaret parmağının arasına alıp tutarak sessizce selamını verir, geçip gider. Bu selamlaşma otuz yıldır eksilmeden ve değişmeden devam eder.

Öte yandan, başka insanların bir araya geldiğinde daha beş metre mesafeden başlamaları… Öyle böyle değil; müthiş bir gürültü, müthiş bir şirinlik falan…

Tekraren; kasketli dost otuz yıldır aynı sessiz selamını hiç değiştirmeden ve eksiltmeden vermeye devam ederken, diğer insanların çoğu üç gün gürültülü selamlaşır, dördüncü gün selam verip vermediğini anlayamazsınız.

Kendi ruh hâli üzerinden çevreyle ilişki kuranlardan uzak durun, karnından konuşanlardan uzak durun… Selam olsun mutluyken de mutsuzken de çevresine aynı sahiciliği gösterenlere, selam olsun kasketli dosta. *

Faşizmin Kullanım Alanı

12 Eylül faşizmi işbaşına gelir gelmez çıkardığı ilk kararnamelerden biriyle, bıyıklı erkeklerin sokakta kadına bakarak bıyık burmasını yasaklamıştı.

Bir gün pala bıyıklı biri, caddede güzel bir kadın görür; ancak kadının olduğu yönde bir de polis vardır. Kadına bakar, polise bakar; dayanamaz, polisin yanına giderek kadını gösterir ve şöyle der:

– Söyle polis bey, ben şimdi neremi burayım?

Madem ki kadın ile erkek,

Madem ki gül ile diken,

Madem ki kurt ile kuzu,

Madem ki ağaç ile dal,

Madem ki yeşil ile boz,

Madem ki yer ile gök birlikte yaşıyor;

O hâlde aralardaki uzlaşmaz çelişkiler ve çatışmalarla birlikte, din ile ırkı da faşizmin kullanımına bırakmamalıyız! Hayat zaten aşağılarda ve keyifsiz…

Yazarın Dünyasından

Van Gogh tarzında, karlı dağ köyünde elinde süpürgeyle haykıran köylü kadın ve ağıt yatan diğer kadınları gösteren yağlı boya tablo.

Acılar Uygarlığı

Gürbüz DEMİR’in “Acılar Uygarlığı” öyküsü üzerinden kadın hakları, toplumsal baskılar ve değişimin gücüne dair etkileyici bir edebi inceleme.
"Vincent van Gogh'un 'Yıldızlı Gece' tarzında, kalın impasto fırça darbeleriyle yapılmış sürrealist bir yağlı boya tablo. Ön planda, yüzünün ve saçının üst kısmı beyaz bulutlarla örtülmüş, profilden görünen bir kadın figürü yer alıyor. Arka planda sarı bir buğday tarlası, zeytin ağaçları, dağlar ve sarmal bulutlar, yıldızlar ve hilal ile dolu dönen mavi bir gökyüzü görülüyor."

Yarpuz Kokusu

Gürbüz DEMİR’in kaleminden dökülen bu etkileyici öykü; büyük şehrin acımasız çarkları arasında var olmaya çalışan, geçmişin yükünü ve ayrılığın sızısını bir gölge gibi ruhunda taşıyan tutunamamış bir adamın içsel sürgününü anlatıyor.