Yaz Yağmurları

Okuma Süresi: 3

Yazarla Tanış

"Eski model bir fotoğraf makinesini gözünün önünde tutan, boğazlı kazak giymiş bir kadının karakalem çizimi."

Fatma ALTUN

Yazar aynı zamanda fotoğrafçıdır. Mandala eğitmeni, sanat terapisi uygulayıcısı ve P4c Kolaylaştırıcısıdır. “Kendine Yolculuk” Atölye çalışmaları yapmanın yanı sıra Kültür, sanat ve edebiyat alanlarında ürettiği yazılar ve sinema eleştirileriyle tanınmaktadır. 2019 yılından itibaren Kıyıda Dergi’de ‘Vizörden Kaleme’ köşesini yazmaktadır. Ayrıca Arka Pencere Mecmua ve Mesele121 gibi dijital platformlarda yazar olarak aktif yer almaktadır. Derleme bir çok kitapta öyküleriyle yer almış olsa da ilk kitabı olan Sondan Geriye, yazarın edebi kariyerindeki önemli basamaklardan biridir.

Geçmiş seni izin verdiğin sürece üzer.

Etiket dediğimiz şey duygularımıza yüklediğimiz anlamlardır. Hissimize tercüman mıdır, yoksa yanlış anlaşılma mıdır bunu zaman gösterir. Yaşarız, tecrübe ederiz ve biliriz… Daha doğrusu genelleriz. Tek bir doğru yoktur çünkü. Çünkü duygularımız değişkendir.

Düşünün… Bir ormandasınız. Küçük bir kulübenin penceresinden dışardaki yağmuru izliyorsunuz. Rahat koltuğunuza oturmuş, sırtınıza bir şal örtmüşsünüz. Alevi yüzünüze vuran şöminede yanan odunların çıtırtısına, çatıya değen yağmurun çıkardığı sesler ekleniyor ve şahane bir dinletiye teslim oluyorsunuz. Mutlusunuz. Çünkü dışarıda bir yaz yağmuru… Yapraklar yıkanıyor, kökler sulanıyor, toprak susuzluğuna doyuyor. Doğa da mutlu, siz de…

Peki ya o gün, tam da o anda, o kulübenin bahçesinde düğününüz olsaydı… Yine de mutlu olur muydunuz? Bırakın gelinliğinizi/damatlığınızı, davetlilerin sırılsıklam olduğu, belki de tepeden tırnağa çamura bulandığınız bir törende ne kadar ya da nasıl mutlu olurdunuz?

Ben cevaplamayacağım bu soruyu, dilerseniz siz cevaplayın. Kiminiz sevecek bu ihtimali, kiminiz hoşlanmayacak. Birçoğumuz “Düşünmek dahi istemem” derken, bir kısmımız “Tam benlik” deyip heyecan duyacak. Herkes kendi hissiyatına göre yanıtlayacak. Ve o ihtimali yaşayacak ya da hayalini kuracak.

Kimse yağmuru düşünmeyecek. Yağmak ister miydin, nasıl yağmak isterdin diye sormayacak ona. Çünkü onun işi yağmak, öyle değil mi?

Dörtte üçü su olan dünyamızın ve biz canlıların en çok ihtiyaç duyduğu suyun en önemli kaynağı yağmurlar. Ancak sokakta yatan birine bir sorun bakalım. Ya da çatısı akıtana, damı sızdırana… Birçoğumuzun zaruri, bir kısmımızın da romantik bulduğu yağmur için onu tehdit görenler ne düşünüyor? Daha doğrusu ne hissediyor?

Ve yeni bir soruyla düşünmeye devam edelim. Mutlu olmak mı, güvende kalmak mı?

Barajlar dolsun niyetiyle yağmur duasına çıkanlara, her yağmurda evleri su altında kalanlar acaba “Amin” der miydi? Herkes önce yaşamayı, sonra güvende olmayı ister. Ne yazık ki kimse kendinden başkasını düşünmez. Hele yağmuru hiç kimse düşünmez… Yağarsa mı mutludur, yağmadığında mı? Yağdığında mı güvendedir, yağmazsa mı? Merak etmez, önemsemeyiz onu. Çünkü o bir özne değildir, nesnedir çoğu zaman. Nesnenin önemi öznesinde gizlidir. Yüklem gibi…

Mutluluk ve güven… İki ayrı kavram ve insanoğlunun bu ikisine nasıl da ihtiyacı var. Ama ne garip değil mi? Mutlu olduğumuz yerde güvende olmayabiliyor, güvenli alanlarda da mutsuz olabiliyoruz. E o zaman soruyu değiştirelim. “Mutlu olmak mı, güvende kalmak mı?” diye soralım. Ve cevaplamadan önce sanıldığının aksine Paulo Coelho’ nun değil de ABD’li yazar ve akademisyen John Augustus Shedd’ in bir sözünden süzerek verelim cevabımızı.

“Gemiler en çok limanda güvendedir ancak bunun için yapılmamışlardır.”

Hani hep duyarız, insanın dünyaya geliş amacı diye bir şey var ve onu gerçekleştirmeden ölmeyeceğimiz söylenir. Bu doğru olsun ve farklı bir dolu amaç şöyle dursun, bence tüm canlıların ortak bir amacı olmalı. O da mutlu olmak… Gerçi unuttuk amacımızı ya da şaşırdık. Hatırlamak, hatırlatmak lazım. Bence biz bu dünyaya sadece mutlu olalım diye gönderildik. Herkesin mutlu olduğu bir dünyada neden güvende olunmasın ki?.. 

Yazarın Dünyasından

Beyaz Kuş Tüyü

Fatma ALTUN’un Sessizliğin ve kuş seslerinin iç içe geçtiği, yazarın çatı katındaki dünyasından yükselen içten bir anlatı olan “Beyaz Kuş Tüyü”, günlük yaşamın sıradan çatışmalarından yola çıkarak derin bir içsel hesaplaşmaya kapı aralıyor.

Radyoyu Ben Öldüğümde Kapatabilirsin*

Fatma ALTUN, bu dokunaklı öyküsünde hafıza, yaşlılık, anne-evlat ilişkisi ve geçmişe duyulan özlemi bir radyonun cızırtılı sesinde ve Montaigne’in denemelerinde harmanlıyor.

En Yeniler

Göç Etmeyenlerin Şarkısı

Ümit Ahmet DUMAN

Kutsal Aziz

Mehmet Ali GÜNER

Radyoyu Ben Öldüğümde Kapatabilirsin*

Fatma ALTUN