Vincent van Gogh'un post-empresyonist tarzında yapılmış, geniş ve yatay formatta yağlı boya bir tablo. Canlı mavi, sarı, mor ve kırmızı tonlardan oluşan girdaplı ve dalgalı fırça darbeleriyle dolu bir arka plan önünde, farklı yaş, cinsiyet ve etnik kökenlerden çok sayıda insanın portresi bir arada resmedilmiştir. Yıldızlı Gece tablosunu andıran gökyüzü motifleri ve figürlerin etrafındaki hareler dikkat çekmektedir.

Bir Zamanlar Ülkesi

Okuma Süresi: 2

Her şeyden bir avuç vardı. Avucumu araladım ve içine baktım. “Şimdi,” dedim kendi kendime, “Her şeyden bu kadar mı?” diye.

Yağmalayan sorular üşüşüyordu bir çıkış yolu arayan zihnime. Çıkmaz sokaklara saplananların geri dönüşü yoktu. Diğerleri ise bir labirentin içindeymişçesine dönüp duruyordu. “Biraz biraz” diye söylenmiştim ya kendime! Sağım solum, bir avuçtan ibaret olan her şeyle sarmalanmıştı doğumdan ölüme. Bir avuç insanla kaplıydı süregelen hikâyemiz.

Oyuncular zaman zaman yer değiştiriyordu; bir avuç insandan biri gelip biri gidiyordu. Çok geniş düşlerdik oysaki yaşantımızı. Tarif edemezdik anlatırken içine sığdırdıklarımızı. Aslında dar bir alanda kısa paslaşmalarla ayakta kalıyorduk, adına çok seslilik diyorduk.

Severdik hep bir ağızdan olan konuşmaları, konar-göçer ruhumuzun limitsiz aşımını. Durup düşünmek yeterli gelmiyordu bir avuç hesaplaşmalarımıza. Burun kıvırıyorduk insanoğlunun var olan yalnızlığına. Bir an abluka altına alınmış gibi hissettim kendimi.

Avuçlarım önden önden gidiyordu ve “Al işte bu kadar.” diye kendini gösteriyordu. Yüzümü avuçladım sağ elimle. İçine sığdı bir kerede. Yüzüm bile bir avuçtu. Sadece bir avuç…

O gece boş bir kâğıda sol elimi koydum. Her bir parmağımın kıvrımında kalemimi gezdirdim. Kaç tur attım bilmiyordum, bastıra bastıra çiziyordum. Saatler geçti o şekilde.

Dolabın üstünden beyaz zarfı aldım ve elimi çizdiğim kâğıdı ikiye katlayıp zarfın içine koydum, ağzını da kapattım. Zarfın ortasına “Sacit’e” yazdım büyük harflerle, üstünden geçe geçe…

Postaneye gitmeden önce bir zamanlar ülkesine son mesajımı veriyor gibiydim: “Her şeyden bir avuç işte…”

Yazarın Dünyasından

Simgeler, çizgiler ve soyut desenlerle bezelenmiş, kırmızı, sarı, mavi ve siyah renkli küçük kare kutulardan oluşan yatay kompozisyonlu duvar yüzeyi.

Hayalî

Ebru Zeynep DİŞİAÇIK, dijitalleşmenin edebiyatı ve okuma kültürünü dönüştürdüğü çağı sorguluyor.
Kıyıdaki suda ayakta duran ve bacakları suya batmış, parlak kırmızı renkte, büyük ve bükülmüş bir figür. Bu figürün başının üzerinde karışık kırmızı çizgilerden oluşan bir karmaşa ve dikenli teller yer alıyor. Figür, kendisinden çok daha küçük bir çocuğu tutuyor veya kucaklıyor. Çocuk, beyaz bir üst ve sarı, noktalı bir etek giymiş ve arkadan görülüyor. Çevresinde su bitkileri, yosun kaplı kayalar ve arkada gri bir gökyüzü ile uzak bir kıyı şeridi uzanıyor.

Zamanın İçinden Geçerken

Ebru Zeynep DİŞİAÇIK, avukat Seyyal’in boy aynasıyla girdiği sarsıcı diyalog üzerinden şekillenen bu psiko-drama metni ortaya koyuyor.