Dijital ortam çok sesli bir kalabalığa dönüşünce, insanlar dikkatin kendi üstlerinde olması için her türlü hızlı dönüşümü geçirebiliyor: Bir ekran zorbası, bir sosyal medya şairi, bir ekran soytarısı… Adına “içerik üreticiliği” denen yeni bir alan doğdu. Komikler keşfedildi. Yığınla kısa yaşam öyküsü dinledik. Hafızanın, kapasitesini kısa ve anlık zamana indiren, uzun süreli işlerde başarılı olamayan bir insan kitlesine dönüşüyoruz. Tanınmış ama bir o kadar boş insanlar, hafızalarımızda gereksiz yer kapladı. Bir problem çözme yeteneğini, kendine dönmeyi, içsel bakışı kaçırır olduk. Herkesin bu süreçlere biraz da kendini katması gerekiyor. Zalimce kendi zamanını harcayan, boşa giden vaktin boşa harcanan ömür de olduğunun farkına varmayan donuk birer bedene dönüştük.
O donuklukta; bir aile komedi dizisinden bir sahne, hemen altına Vietnam sendromu videosu, onun altına acemice yemek yapmaya çalışan sempatik kızın videosu… Palyatif ve kısa kısa olan akışların, anlık düşünce örüntüsüyle birlikte koca bir benliği istila etmesi söz konusudur. Ve en kritik insan gerçeği, artık sorular sormaya bile uzak kalmaktır: “Ben kimim?” Anlamın içini boşaltan bir dolulukla, gencecik yaşlarda zihinsel yorgunluğa düşüyoruz. Oysa anlam ve benlik; felsefenin, psikiyatrinin ve aynı zamanda sanatın, edebiyatın alanıydı. Oralarda benliği, kendi varlığını duyumsamayı ekranlarda bulur gibi olurken kaybediyoruz. Örneğin, tam da kişinin kendine ait bir soruna denk gelmesi ile anlar gibi olurken, az sonra, “Ben bu konuda bir şey dinlemiştim ama unuttum.” Erkenci bir demansa benzeyen şey, beynin tetikte olup yığınla veri akışına bir çare bulmak adına kısa süreli hafızayı devreye sokmasıydı. Gençliği dertlerinden, kendi duygularına anlam vermekten alıkoyan şey bu akış.
Yabancılık çektiğimiz şey, dijital dünyadan önce neydik konusuydu. Her şeyi yarım yamalak öğrenirken ve hemen unuturken, bir insanlık mücadelesi alanında olduğumuzu, durup geçen zamanı duyumsamayı kaçırdığımızı göremedik. Yüzleşmeyi, ifade etmeyi, sabretmeyi, insanın ekranların dışındaki hikâyesini kaçırıyoruz. Bir hikâyemiz var mı? Bir yolumuz? Kendi cümlelerimiz nerede? Bir şiiri ekrandan dinlemek değil de kendi sesiyle okumanın bir haz oluşu… Kendi sesinin farkına varılması… Nasıl bir ülkede ve dünyada yaşadığının uzun versiyon anlatısı dış dünyanın ta kendisidir. Ekranların dışında, gerçek yeşil veya solan yaprağın dokusu… Yaz mı, bahar mı? Ayrımına varacağımız şey, yaşadığımızı hissetmektir. Hislerin dünyasına, dünyanın uzun versiyon hikâyesine bakmak zihnimize bir hareket ve ufuk imkânı tanıyacaktır.
Meta kahramanlar ve aksiyonlar sayfaların arasında da yaşıyor. Sadece kendini tanımak değil, kendindeki potansiyeli tanımak olan edebiyat; insanın kendi boyutlarını, dünyanın başka türlü hallerini tekrar anımsamasına yol açacaktır. Kontrollü dijital kullanım da insanın kendi potansiyelini açığa vurabilmesinin yolunu açar elbet.
Gerçek kitapların uzun yolculuğunda yeni imgeler, başka zihinsel yollar fark edecektir okur. Bazen yazarı kadar ünlü karakterlerin muhasebesine tanık olacaktır. O yolculuk yazarın değil, okuyanın da zihnine farklı kapı aralıkları, farklı görüş yetenekleri katacaktır. Okuryazarlığın zihinde kalıcı bilgiye yol açtığını da unutmamak gerekir. Ne kadar yoğun okuma, o denli çabuk anlayış ve daha hızlı bir öğrenime geçmek demektir. Farkındalıkların artması, neyi bilemediğimizin bir görüntüsüdür. Başarı ve huzura doğru yer yer akıştan kopmanın, her yaştan insana faydası olacaktır.
Paylaşımı, iş birliğini yaşamın en gerçek ve uzun versiyonunda müdahil ve içinde olarak yaşamak elzemdir. İnsanın kendini ve emeğini dâhil ettiği anlardaki değer, psikolojik anlamda bir rahatlama sağlayacaktır. Hareketsizlik ve yayılan mavi ışıkların verdiği ağırlığın olumsuz duygularından arınan, iyileşmiş bir insana dönüşmek de olasıdır. Bazen sadece sessizliği tercih etmek için iradeden çok düşünce biçiminin önemi var diye düşünüyorum. Akıştan kopmak bir kıyamet değildir. Bir şeyleri kaçırmak, kaçıp giden tüm amaç, zaman, emek, hayal ve hayatlarımızdan daha değerli değildir. Ayrıca aynı veriler gün içinde dönüp duracaktır. Zaman ve hız algısının dönüşümüne şahit olabilirsiniz. Hatta zamanın esnediği, günün uzadığı gibi bir algıya dönüşür bu dijital hıza dair mesafe bırakmak.
İnsan ya akışta bir şeye dönüşür ya da dijitalle mesafesini koruyup yaşamı, zamanı, dünyayı dönüştürür.