Cesur Yeni Dünya Üzerine Bir İnceleme

Okuma Süresi: 4

Yazarla Tanış

Kitap imza etkinliğinde ayakta duran, gözlüklü, sakallı ve mavi gömlekli bir yazarın kara kalem çizim tarzındaki portresi."

Ruşen Doğan NAR

1988 İzmir doğumlu yazar, editör ve İngilizce öğretmenidir. 2016 Şerzan Kurt Öykü Yarışması ödülü sahibidir. İçimdeki Robot ve Bir Gün Mutlaka Delireceğim adlı öykü kitapları bulunmaktadır. Yeryüzü Müzesi adlı bilimkurgu seçkisinde yer almıştır. Bilimkurgu Kulübü ve Fanzin Apartmanı gibi mecralarda yazılar yazmakta, editörlük yapmaktadır.

Distopyalara dair yanlış algının sebebi, distopik eserlerin asıl amacının geleceği tahmin etme çabası olduğu yönündeki fikirdir. Kıyamet tellalı olarak görülen yazarların, hâliyle olumsuz bir intiba bırakması da kaçınılmazdır. Ancak bu, elbette bir yanılgıdır.

Distopik yazarların, tıpkı diğer bilimkurgu yazarlarında görüldüğü üzere, geleceği öngörme gayreti taşıdığı bir gerçektir. Ancak prizmatik bir bakışla incelersek bir diğer gerçek de tahminin, gerçekleşmesi muhtemel senaryoları ortaya koyarak önleme imkânı tanımasıdır. Yani su sorununun gıda krizine yol açacağını ve bunun üzerine bölgesel savaşların başlayacağını düşünürsek böylesi bir kurgunun korkunç bir atmosfer sunmaktan ziyade, bundan kaçınmak için gerekecek motivasyonu da sağlayabileceğini görmek gerekir. Dolayısıyla distopyaları bu gözle okumak faydalı olacaktır. Gelelim eserimize:

“Bu kadar bunca yakışıklı varlık varıp gelmiş buraya Ne güzel şeymiş meğer insanlık Böyle dünyalıları olan Yaşasın bu yaman, bu cesur yeni dünya”

William Shakespeare’in Fırtına adlı oyunundan alınan bu pasaj, Aldous Huxley’nin 1931 yılında yayımlanan ünlü eserine esin vermiştir. O dingin, huzurlu tablonun ardındaki fırtınayı tanımlamakta nokta atışı bir katkıda bulunmuştur. “Cesur Yeni Dünya” ismi doğru bir çeviri olmayabilir; çünkü Shakespeare’in döneminde “brave” kelimesinin “güzel” anlamına geldiği söylenir. Hâliyle “güzel” ya da “cesur” kelimesini kullanmak, herhâlükarda ironik bir tavır sağlayacaktı. Nitekim Huxley’nin niyeti de bu yöndeydi.

Bir Parodiden Çok Daha Fazlası

Huxley, H. G. Wells’in öngörülerinden, dünya görüşünden ve bu bağlamda şekillendirdiği kurgulardan nefret etmekteydi. Cesur Yeni Dünya, bu eserleri yermek amacıyla inşa ettiği bir parodiydi. Bütün gelecek tasviri, bilimsel tasarımları ve toplumsal eleştirileri bu eksende şekillenmişti. Ancak parodinin arkasındaki yetkin kurmaca, metnin niteliğini oldukça artırmıştı.

Cesur Yeni Dünya, toplumun sınıflara ayrılarak her sınıfın belirli bir işlevi olduğu bir sistemde geçer. Huxley, geleceğe ilişkin öngörüsünde tarih boyunca görülen hiyerarşik yapıların, ya da doğrudan deyişle kastların derinliğini yakalamış ve akıllıca geliştirmiştir. Bu doğrultuda Yevgeni Zamyatin’in Biz romanından faydalanan yazar, kurgusunu genetik mühendisliğinin geleceğine dair yaptığı isabetli tahminlerle oluşturmuş; ayrıca insanın arayışlarını ve çıkmazlarını da ustalıkla işlemiştir.

Romanın ana karakteri Bernard Marx, dünyayı keşfetmek için bir grup insanla birlikte vahşi bir bölgeye seyahat eder. Bu bölgede, toplumun kontrolünden uzak, doğal bir yaşam tarzına sahip insanlar yaşamaktadır. Bernard, bu insanların dünyasına hayran kalır ve onların yaşam tarzını takdir eder. Bu takdir, zamanla bir çatışma unsuru hâlini alır. Çünkü Cesur Yeni Dünya’da toplumun geri kalanı, insanların doğal dürtülerini bastıran bir dizi teknolojik araçla kontrol altında tutulur. Bu araçlar insanların davranışlarını yönlendirir ve herkesin “mutlu” olmasını sağlar. Fakat bu mutluluk, insanların gerçek hislerini bastırarak yaşamlarını anlamsız bir devinim hâline getirmekte, hâliyle onları yapay bir tatminle uyuşturmaktadır.

1984 ve Cesur Yeni Dünya

Huxley’nin kurgusal dünyası, George Orwell ile şahane bir zıtlık yakalamaktadır. Bu uyumun sebebi, her iki yazarın da totalitarizmin genel hatlarını yakalamış olmasıdır. Aslında 1984’te karşımıza çıkan görüntüyle Cesur Yeni Dünya’nın temelde aynı olduğunu söyleyebiliriz; nihayetinde ikisi de sahtedir, çürümüştür. Farklılık ise uygulamadadır.

Orwell’ın evreni sefalet, baskı, zorbalık ve sınırlar içerirken Huxley bu konuda daha akılcı ve pratik olduğuna inandığı bir yol seçmişti. 1984’ün bir kopyasını kendisine hediye gönderen Orwell’a bunca baskı çabasının gereksiz olduğunu söylemiş ve asıl gerekenin “insanlara köleliklerini sevmeyi öğretmek” olduğunu öne sürmüştür. Bunun dayanağı da eserde rahatlıkla karşımıza çıkmaktadır: Özgürlüğü yasaklamak ona dair arzuyu tetikler; oysa sahte bir özgürlük, insanı tamamen gemler.

Cesur Yeni Dünya, hazzın doruklarından düşüşün eşsiz bir gösterisidir.

Yazarın Dünyasından

Aklı Gidik Sfenks

Ruşen Doğan NAR’dan bir bilimkurgu öykü: maden kolonisi Mylov’da antik bir efsanenin hurdaya dönmüş yansıması: Sfenks androidi ve cahil mahkûm Azim’in ironik, düşündürücü sürgün hikâyesi.

En Yeniler

Eğitimin Dünü, Bugünü

Fatih OTO

Politik Hiciv ve “Ölü Deniz” İzdüşümleri

Erinç BÜYÜKAŞIK

Dil Bağı mı, Kan Bağı mı?

Emin SALMAN