"Lüzumsuz Kadın  Rabih Alameddine" Üzerine Konuşmalar

Hülya DUMAN

Sizi sevmek bir intihar saldırısıdır.

Beyrut’u Telaviv’den özlemek gibi

oda dolusu kurumuş gül gül ve rüzgâr bırakarak 

gözlerinizde mülteci olmamak için 

yurduma gider gibi matmazel, 

bu akşam Sabra Şatilla’da ölebilir miyim?” 

Fadıl Öztürk

“Her yere yetişilir hiçbir şeye geç kalınmaz” diyor şair ama şu ahir ömürde kitaplara yetişebilmek mümkün değil. Gönül ara ara klasikleri özleyip bir daha okumak istese de, edebiyat dünyasının durmaksızın çağıldayan şelalesinde yeni çıkan eserlerin ve yazarların çekim gücünden kurtulamıyorum. Lüzumsuz Kadın’ı ilk gördüğümde Sait Faik’in Lüzumsuz Adam’ı geldi derhal aklıma. Yok, yok sadece isim benzerliğiymiş… Lüzumsuz Kadın’ı iki yıl önce okudum. Çağıltılı bir okumaydı, savurdu beni. Sayfalar seri halde akarken şaşkınlığım büyüyor, sık sık kendi kendime gülüyor, konuşuyordum.

Açtım bilgisayarı, kitabı okuyanlara baktım. Dipçe ismiyle kısa, çarpıcı bir yoruma ulaştım ve peşine düştüm. Yazının sahibini, Gonca’yı epey bir arayarak buldum. Kendimi tanıttım: “Merhaba, bu kitabı konuşabilir miyiz?” dedim. Sonradan öğrenecektim ki Gonca, bir edebiyat öğretmeniydi ve @k.i.t.a.p_g ismiyle kitaplar okuyup tanıtıyordu. Biz bu yazı üzerine yaklaşık on ay kadar konuştuk. Yazıyı, lüzumsuz hissettirilen kadınlara atfetmek istedik. Gonca, kitabı Dr. Saeed Yousefian adlı İranlı bir arkadaşının önerisiyle okumuş ve kahramanda kendinden çok şey bulmuş.

Hülya: “Gonca, ben okumaya başladığımda uzunca bir süre yazarı kadın sandım. Meğer yazarımız erkekmiş.” Gonca: “Yazarın dişil bir dili var. Bu yanılsamanın sebebi bu sanırım. Yarattığı karakter Ortadoğu’nun gerçeği ve yazar bu gerçeği etraflıca görmeyi başarmış. Rabih Alameddine, 1959 yılında Amman-Ürdün’de dünyaya geliyor. On yedi yaşında ABD’ye gidiyor. Ressam ve yazar… Türk okuru da onu yazar olarak tanıdı diyebiliriz.”

Hülya: “Bombalanmış evinde yalnız yaşıyor kahramanı Aaliya Salahi. Yalnızlığın çaresi tecrittir derken aklımın ipleri uçuyor. Yirmi iki yaşından itibaren her ocak ayının ilk günü bir kitap çevirmeye başlıyor Arapçaya. Şehrine bombalar yağarken kendi sığınağında kitaplar çeviriyor. Otuz yedi kitap çeviriyor ve kimseye okutmadan kutulara koyup eski bir odaya kaldırıyor.” Gonca: “Bencil bir anneden artakalan sevgisiz bir evlat, başarısız bir evlilikten artakalan sahipsiz bir dul… O gereksiz bir uzantı, lüzumsuz kadın Aaliya!”

Hülya: “Karakterlere geçmeden Lübnan’ın acılı tarihini konuşalım. Akdeniz’in kıyısında minicik bir ülke. 1950’lerin şaşaalı dönemi, ‘Ortadoğu’nun Paris’i’ denilen yıllar… Ancak 1948’de İsrail Devleti’nin kuruluşuyla kaderi ‘keder’e dönüşüyor. ‘Nakba’ yani felaket… Yaklaşık 700 bin Filistinli topraklarından sürülür, Lübnan’a göç eder. Artan gerilim ülkeyi on beş yıl sürecek bir iç savaşa sürükler.”

Hülya: “Bana göre romanın baş karakterlerinden biri de Beyrut’tur.” Gonca: “Beyrut şehirlerin Elizabeth Taylor’ı; deli, güzel, dağınık, alt üst olmuş ve daima dramların pençesinde. Alameddine Beyrut’tan bağımsız işleyemez Aaliya’yı. Kent de Aaliya da yorgundur ve kabuğuna çekilmiştir artık. Aaliya, kitaplar ve mürekkep dünyasına kaçmakla tutunmuştur yaşama. Geçmişi tekerrür değil, nakarat olan Beyrut ise, kafasını kuma gömmekle yaşamaya çalışır.”

Gonca: “Aaliya’nın hayatına sızmış karakterlerden biri Ahmad. 1967’de kitapçıda tanışıyorlar. İç savaş başladığında o eski dostane bağ farklı bir yerde düğümleniyor. Bir diğer karakter ise Hannah. ‘Hannah’ı tanıyana kadar sesimin bir sığınağı olmamıştı’ diyor Aaliya. Hannah’la birlikte Beyrut’ta kız çocuğu olmanın rengini daha net görüyoruz. Direnmek için Aaliya olmak gerekiyor.”

Hülya: “Annesiyle bağ kuramıyor Aaliya. Anadolu toplumundaki o erkek evlat kayırma hikâyesi burada da karşımıza çıkıyor.” Gonca: “Aaliya ile annesi arasında sağalmaz bir kopukluk var. Anne kızını tanımadığı için değil, ait olduğu yere gitmek için kadınsı son gücünü kullanarak rolünü oynar.” Hülya: “Alameddine aynı zamanda keskin bir mizahla modern anlatıları eleştiriyor. Her şeyi bir nedenselliğe bağlama, sürekli bir psikolojik açıklama arama çabamıza ‘tokat gibi’ tespitler yapıyor.”

Hülya: “Aaliya üzerinden müthiş bir çeviri derlemesi yapmış yazar. Walter Benjamin’den örneklerle çevirmenin önemini vurguluyor.” Gonca: “Romanın sonunda yazar, o müthiş kadın dayanışmasıyla her şeyi temize çekiyor. Aaliya’nın elinden kayıp gitmekte olan ömrüne komşu kadınların (cadıların) omuz vermesiyle…” Hülya: “Rabih Alameddine, ‘kadın kadının kurdu’ yerine bambaşka bir sıcaklık bırakarak bitiriyor. İyi ki buldum seni Gonca. Yaşasın kitaplar ve kitap dostları.”

En Yeniler

Miskinler ve Kıyamet

Havva AĞRAL

Safiye Sultan

Meral Kutluğ İLSEVER

Gülten Akın’ın İlahiler’i Üzerine

Haden ÖZ