Merkeze yerleştirilmiş, içinde parçalı bir kadın yüzü yansıyan oval altın bir aynayı tutan figürün, Van Gogh tarzında, kalın impasto fırça darbeleri ve dönen desenlerle yapılmış sürrealist yağlı boya tablosu. Figür, dönen sarı başak tarlaları, selvi ağaçları ve zeytin ağaçlarından oluşan geniş bir manzaranın ortasındadır; gökyüzü, devasa, dönen bir güneş ve bulut girdaplarıyla doludur. Aynadaki yansıma, Screenshot 2026-05-01 at 20.48.38.jpg'deki gibi, birden fazla mavi göz ve kırmızı dudağın geometrik olarak bölünmüş bir kolajıdır.

Görünmezliğin Anatomisi

Okuma Süresi: 4

Çirkin bir kadınım ben. Yaşlı, her yeri buruşmuş bir kadın. Dayanılması güç. Pasaklı, dağınık. Kimsenin hoşlanmadığı tipten bir kadınım ben. Benim ruhum hastalıklı,zihnim bulanık ve tam olarak tedavimin ne olduğunu bilmiyorum. Anasının rahmine sıkışmış ve orada kalmaktan zevk alan bir kadınım aslında. Ben eğri büğrü, ucube bir kadınım. Kadınların da erkeklerin de hoşlanmadığı tipten bir kadın. Karanlıkta olmaktan zevk alıyorum. Bazen bir çekmecenin içine ya da bir döşek altına saklanmak istiyorum. Mesela hiç uyanmak istemiyorum; hep uyumak ve hareketsiz kalmak istiyorum. Tüm gücümle koşuyorum, koşuyorum; olabildiğince uzaklaşmak istiyorum insanlardan. Ama mümkün değil, yine bir kalabalığın içinde buluyorum kendimi. İnsanlar, insanlar her yerdeler. Ben hasta bir kadınım. Her yeri çamura bulanmış ve orada olmaktan mutlu olan hastalıklı bir kadın.

İçimde bir çöplüğün ağırlığı. Pelte gibi bir beden. Saçlar dökülmüş, eğri büğrü bacaklar. Nefes almak güç bu bedende. Kimin bedeni bu? Benim mi? Annem bu bedenle mi attı beni dünyaya? Attı ve gitti. Ben tanımıyorum ki parmaklarımı,gözlerimi. Kimin bedeni bu sürekli bataklıkta yürüyen? Anlıyorum neden korktuğumu. Her aynaya baktığımda tanımakta güçlük çektiğim yüzümün dönüşümünün sebebini biliyorum. Lütfen bakmayın bana. İnsanlar beni görmesin diye bütün hareketsiz kalışlarım. O bakışlar, yüzler, sözler. Küçülüyorum, görülmek istemiyorum. Lütfen biraz sessizlik. Susmuyorlar, gitmiyorlar; bir curcuna, bir kalabalık. Hayır, olmuyor; parmağımı bile kaldıracak gücüm yok. Belki de kaldıracak bir parmağım yok. Hareket etmek istemiyorum; hareket ettiğim an varlığımı sanki herkes görecek. Of! Oysaki annemin rahmi ne kadar sıcak, sessiz ve yumuşaktı. Orada yalnızca ben vardım. Varlığımın henüz görünür olmadığı zaman… Görünür olmak ne korkunç bir şey. İnsanların beni görmesini istemiyorum; o bakışlar, sözler, yüzler. Ben küçülüyorum. İnsanlar beni gördükçe ben küçülüyorum ve bu küçülmeye engel olamıyorum. Tekrar uyumak istiyorum. Yorgunum. Rutubetli bir duvarım; nemli ve soğuk. Uyurken sınırlarım daralıyor. Hiç uyanmak istemiyorum çünkü uyanınca tekrar toparlanmak zorunda kalacağımı biliyorum.

Ben öfke doluyum. Sınırlarını mayınlarla döşemiş ve etrafı cesetlerle dolu bir kadınım. O cesetlerle ne yapacağını bilemeyen ve toprağa da gömmek istemeyen bir kadın. Sadece bir gölge gibi süzülmek istiyorum duvarların dibinden. Kimseye çarpmadan, kimsenin bakışına takılmadan, bir leke gibi sessizce silinmek… Görünmezlik, benim bu dünyadan alabildiğim tek haz. Ben sadece kendi gölgemin sınırlarını ölçüyorum. Bir gölge ne kadar yer kaplar? Üzerine basıldığında acı duyar mı? Ben sadece o mayınlı tarlanın ortasında, kendi çamurumun içinde, o mutlak karanlıkta durmak, öylece hareketsiz yatmak istiyorum. Işıklar kapandığında her şeyle birleşen o siyah boşluk olmak… Zamanın anlamsızlaştığı bu yerde, ışığın taciz eden karanlığından kaçıp bu kuytuya sığınmak; aslında sadece hiç kimseye ait olmamak… Bazen ellerime bakıyorum. Yabancı birer nesne gibi duruyorlar orada. Ben onları kullanmayı reddediyorum. Ben bedenimi kullanmayı reddediyorum. Hareket etmiyorum ki varlığım bir iz bırakmasın. Bir toz zerresi kadar hafiflemek, eşyaların arasına sızmak, duvarın rengiyle birleşmek… Kimsenin bana “nasıl olduğumu”sormadığı, benden bir gülümseme beklemediği o boşlukta nefes almak istiyorum sadece. O boşluğun içinde kimsesizim. Etrafımdaki o cesetler… Benden beklenen ohallerin kalıntıları. Onları kendi mayınlı tarlamda bıraktım. Gömmeyeceğim de. Orada öylece kalsınlar. Ben durmak istemiyorum. Ben eğri büğrü, pasaklı ve görünmez kalmak istiyorum. Görünmez olmanın o soğuk ve güvenli tadı iliklerime işliyor. O rahimdeki sessizliğe geri döndüm işte. Ben, kendi karanlığının içinde kaybolmayı seçen, gölgesi kendinden ağır bir kadınım. Bu bataklıkta, bu hiçlikte, ilk defa sadece kendimleyim. Beni bulmasınlar. Beni görmesinler. Ben bu görünmezliğin içinde, kendi yarattığım ve hiç düşmeyeceğim o ikinci rahimde, sonsuza dek uykuda kalmak istiyorum.

Yazarın Dünyasından

Vincent van Gogh'un post-izlenimci tarzında, kalın fırça darbeleri ve canlı renklerle yapılmış sürreal bir sokak manzarası. "Yıldızlı Gece" benzeri, girdaplı ve fırtınalı bir gökyüzünün altında, ıslak ve yansımalı bir asfaltta sıralanmış, her biri gökyüzündeki yıldızlar gibi parlayan bir dizi sokak lambası görülüyor. Sol tarafta stilize edilmiş binalar, sağ tarafta ise bir tel örgü ve çalılar yer alıyor. Görsel, orijinal dikey kompozisyonu yatay bir formatta genişletiyor.

Sokak Lambası

Hanife ÇİFTÇİ, bu öyküsünde bir arayış hikayesi üzerinden insanın geçmişi, hafızası ve içsel labirentleri arasında kurduğu bağı etkileyici bir atmosferle sunuyor. Kayıp bir anahtarı bulma telaşıyla başlayan anlatı; loş bir salonun, patlamış lambaların ve tozlu tavan aralarının klostrofobik dünyasında adım adım bir varoluş mücadelesine dönüşüyor.
Henri Matisse tarzında, bej arka plan üzerinde mavi silüetli oturan bir kadın figürü ile çevresindeki renkli soyut bitki, kuş ve yıldız formlarının yer aldığı modern illüstrasyon.

Sandık…

Hanife ÇİFTÇİ’den kilitli bir sandığın peşinde deliliğe uzanan amansız bir arayış. Geçmişin yüküyle balkondan aşağı süzülen trajik bir yüzleşme ve kanlı bir veda.