Henri Matisse tarzında, bej arka plan üzerinde mavi silüetli oturan bir kadın figürü ile çevresindeki renkli soyut bitki, kuş ve yıldız formlarının yer aldığı modern illüstrasyon.

Sandık…

Okuma Süresi: 3

Tavan arasından güçlükle indirilen, ağır ve üzerini örümcek ağlarının kapladığı bir sandık salonun ortasında durmaktadır. Anlatıcı, içinde ne olduğunu hatırlamadığı bu sağlam sandığı açmak ister ancak kilidi bir türlü aşamaz. Anahtarın nerede olduğunu hatırlamaya çalışırken salonun loşluğu sinirlerini bozar; tek bir küçük lamba dışında tüm ampuller patlamıştır. Kitaplıkta anahtarı ararken gençlik yıllarında hayranı olduğu Ayn Rand’ın “Yaşamak İstiyorum” romanına rastlar. Bir anlık tebessümün ardından aramaya devam eder ama sonuç hüsrandır. Anahtarı bulamamanın verdiği öfkeyle, strateji değiştirerek kilidi kırmak için çekiç aramaya koyulur.

Banyo dolabının altından bulduğu çekiçle sandığın başına döner. Gecenin derin sessizliğini metal sesleri ve çınlamalar bozar. Konu komşunun rahatsız olmasından endişe etse de dışarıda hiçbir hareketlilik yoktur. Var gücüyle vursa da kilit milim oynamaz. Kollarında derman kalmayıp sandığın önüne yığıldığında, sanki dayak yiyen sandık değil kendisidir. Bir süre lamba ışığı altında sandıkla bakıştıktan sonra hırsına yenik düşer ve yatak odasına yönelir. Çekmeceleri boşaltır, gardırobu yatağın üstüne yığar, hatta yatağı yerinden söküp atar; ancak anahtardan eser yoktur.

Mutfaktan aldığı en sivri bıçakla kilidi oymaya çalışsa da sadece deliği parçalamayı başarır. Öfkeyle bıçağı hedef tahtasına fırlatır ve sakinleşmek için bir bira açar. O sırada tavan arasındaki testere aklına gelir. Rutubetli ve karanlık tavan arasına çıkıp, annesinden kalma kömür sobasının üzerindeki testereyi kapar. Aşağı inip portmantodaki uzatma kablosuyla düzeneği kurar. Ancak testerenin düğmesine bastığında alet çalışmaz. Bu son başarısızlık bardağı taşıran damla olur. Öfkeden parmakları uyuşmuş haldeyken sandığı kulpundan tutar ve hışımla yatak odasındaki balkona doğru sürüklemeye başlar.

Sandığı sürükleyerek yatak odasından balkon kapısına kadar getirir. Salondaki geniş sehpayı balkon pervazının önüne yerleştirir. Amacı, sandığı pervaza çıkarıp bir çözüm bulmaktır. Dizinden destek alarak sandığı önce yan yatırır, sonra büyük bir çabayla sehpanın üzerine çıkarır. Sekizinci katın balkonundan aşağıya, tek bir sokak lambasının aydınlattığı ıssız caddeye bakar. Rüzgâr bile esmemektedir. Sandığı sehpadan alıp balkon pervazına yerleştirmeye çalıştığı o kritik anda sandık kaymaya başlar. Felaket o an gerçekleşir: Eli sandığın kulpuna sıkışmıştır.

Ağır sandık sekizinci kattan boşluğa düşerken, anlatıcıyı da peşinden sürükler. Havada sandıkla birlikte süzülürken bir hesap yapmaya çalışır; kulptan kurtulursa düşüşünü yavaşlatabileceğini umar ve elini kurtarır. Sandık caddeye çarpıp paramparça olurken anlatıcı da arkasından gelmektedir. Sonunda sandığın içindeki gizem açığa çıkar: Anneden kalan danteller, çarşaflar ve havlular caddeye yayılır. Heybetli beyaz bir gelinlik yola serilirken, anlatıcı gelinliğin üzerine çakılır. Gördüğü son şey, beyaz gelinliğin üzerinde hızla yayılan kendi kanının lekeleridir.

Yazarın Dünyasından

Vincent van Gogh'un post-izlenimci tarzında, kalın fırça darbeleri ve canlı renklerle yapılmış sürreal bir sokak manzarası. "Yıldızlı Gece" benzeri, girdaplı ve fırtınalı bir gökyüzünün altında, ıslak ve yansımalı bir asfaltta sıralanmış, her biri gökyüzündeki yıldızlar gibi parlayan bir dizi sokak lambası görülüyor. Sol tarafta stilize edilmiş binalar, sağ tarafta ise bir tel örgü ve çalılar yer alıyor. Görsel, orijinal dikey kompozisyonu yatay bir formatta genişletiyor.

Sokak Lambası

Hanife ÇİFTÇİ, bu öyküsünde bir arayış hikayesi üzerinden insanın geçmişi, hafızası ve içsel labirentleri arasında kurduğu bağı etkileyici bir atmosferle sunuyor. Kayıp bir anahtarı bulma telaşıyla başlayan anlatı; loş bir salonun, patlamış lambaların ve tozlu tavan aralarının klostrofobik dünyasında adım adım bir varoluş mücadelesine dönüşüyor.
Merkeze yerleştirilmiş, içinde parçalı bir kadın yüzü yansıyan oval altın bir aynayı tutan figürün, Van Gogh tarzında, kalın impasto fırça darbeleri ve dönen desenlerle yapılmış sürrealist yağlı boya tablosu. Figür, dönen sarı başak tarlaları, selvi ağaçları ve zeytin ağaçlarından oluşan geniş bir manzaranın ortasındadır; gökyüzü, devasa, dönen bir güneş ve bulut girdaplarıyla doludur. Aynadaki yansıma, Screenshot 2026-05-01 at 20.48.38.jpg'deki gibi, birden fazla mavi göz ve kırmızı dudağın geometrik olarak bölünmüş bir kolajıdır.

Görünmezliğin Anatomisi

Hanife Çiftçi’den sarsıcı bir içsel yolculuk: Görünmezliğin Anatomisi. Bedene yabancılaşma, varoluşsal sancılar ve hiçliğe duyulan derin bir özlem.