6-7 Eylül’e Dair

Okuma Süresi: 6

Yazarla Tanış

Şükran Aydın'ın kara kalem görseli

Şükran AYDIN

Şükran Aydın, 1986 yılından bu yana şiiri hayatının merkezine koyan bir şair ve yazardır. İlk şiir kitabı Mürekkep Acısı’nı 2006’da, ikincisi Anlamın Yaşı Küçük’ü ise 2021’de yayımlamıştır. Şiirleri ve yazıları pek çok ulusal ve uluslararası dergi, gazete ve antolojide yer almıştır. 2008 Selanik Uluslararası Şiir Festivali’nde birincilik, çeşitli yarışmalarda onur ödülleri kazanmıştır. Yaratıcı yazarlık atölyelerinde öykü çalışmaları da yapan Aydın, Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir. Şair, edebi üretimlerini ve 2012’den bu yana çektiği fotoğraflarını kendi dijital mecraları üzerinden okurlarıyla paylaşmaya ve kültürel çalışmalarına devam etmektedir.

YÜREKTEKİ LEKE: 6-7 EYLÜL

6-7 Eylül olaylarını televizyondaki bir belgeselden izlemiştim; üzücüydü yaşananlar, insanın insana zulmüydü. Bu hüznü yaşayanların torunları, beni bugün gerçekleşecek anma konserine davet etti. Şehrin dışında olduğumdan gidemeyeceğimi söylemiştim. Kadere bak ki, aniden şehre gelmem gerekti, geldim. Yine kadere bak ki, şehrin içinde olmama rağmen bu sefer de ders programım nedeniyle gitmek kısmet olmayacak. Kısmetten öteye yol olmuyor; niyet de olmasa bu kadarı da olmazdı.

İnsan bir çamurdan yaratılmıştı, bir toprak parçasında yaşıyor ve hiçbirimiz ölümsüz değiliz. Ne için bu kadar acı ekiyor insan kendi toprağına, anlamıyorum? Diyordu ya o güzel söz: “Az ötedeki evde doğsaydım; ben, ben değil, belki sen olacaktım.”

Kapısını söktüğümüz her evin içi candır.

Canlar kırılınca bir daha yapışmazlar.

Üstadım, hepimiz aynı insanız; bir avuç toprak…

Ahmak, sürü, maşa ve çamur olmayalım.

Üstadım, hepimiz aynı insanız; acıyı çoğaltmayalım.

6-7 Eylül Günlerinde Neler Yaşandı?

6 Eylül 1955 günü Selanik’te Mustafa Kemal Atatürk’ün evinin bombalandığına dair bir haber radyodan duyuldu. Ardından İstanbul’da İstanbul Ekspres gazetesi tarafından yapılan yıldırım baskı ile bu haber iyiden iyiye yayıldı. Kıbrıs müzakereleri nedeniyle halihazırda mevcut olan gergin atmosfer, bu gelişmeyle bir anda infilak etti. Yaşanan bu olay, başta İstanbul olmak üzere ülke genelindeki azınlıklara yönelik sistemli bir saldırı, yağma ve şiddet eylemine dönüştü.

Yıkımlar, Tahribatlar ve Maddi Bilanço

Resmî mahkeme tutanaklarına ve belgelere göre yaşanan dehşetin bilançosu şu şekildedir:

Tahrip Edilen / Yağmalanan Mekân TürüMiktar
Ev4.214
İşyeri1.004
Kilise73
Sinagog1
Manastır2
Okul (Fabrika, otel, bar vb. dahil toplam mekan: 5.317)26

Maddi hasarın, o dönemin ekonomik değerine göre 150 milyon ile 1 milyar Türk lirası arasında olduğu tahmin edilmektedir. Demokrat Parti (DP) hükûmeti, sonradan zarara uğrayıp bunu tescil ettiren kişilere toplamda 60 milyon Türk lirası civarında bir tazminat ödemiştir.

5.317 mekân demek; bu mekânları var eden, buralardan geçimini sağlayan, buralarda emeği olan, buralarda ilim öğrenmeye çalışan, dinini yaşayan, ömürlerini, gönüllerini ve dünya sermayelerini ortaya koymuş insanlar demektir bir anlamda. Ve tüm bu değerlerin hepsini kaybetmiş, yitirmiş; daha doğrusu bir gecede yok edilmiş insanlar… Buna göre sizce bu 5.317 mekânı kaç insanla, kaç yarım kalmış hayatla çarpmamız gerekir?

Siyasi Gelişmeler ve Failler

Haberin yayılmasının ardından başta Kıbrıs Türk’tür Derneği üyeleri olmak üzere diğer gençlik örgütlenmeleri, meslek kuruluşları ve DP gençlik yapılanmaları sokaklara döküldü. Süreç sonunda Kıbrıs Türk’tür Derneği kapatıldı. Hükûmet ise olaylarla doğrudan bir bağının olduğunu kesin bir dille reddetti.

Ancak sonraki dönemlerde, Atatürk’ün evinin bombalandığı haberinin, hükûmet tarafından sermayeyi millileştirme ve etnik yapıyı homojenleştirme amacıyla bir kılıf olarak kullanıldığı iddiaları yüksek sesle ifade edildi. O günün hükûmet yetkilileri ise olayların faili olarak komünistleri işaret etti. Aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın ve Kemal Tahir’in de bulunduğu bazı aydınlar hakkında davalar açıldı.

Olayların başladığı saatlerde İstanbul dışında olan Başbakan Adnan Menderes, saldırıların kontrol edilemez boyuta ulaşması üzerine Sapanca’dan acilen çağrıldı ve sıkıyönetim ilan edildi. Olaylarla ilgili olarak önce 3.151 kişi tutuklandı; sonradan bu sayı 5.104’e yükseldi. 10 Eylül 1955 günü dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik görevinden istifa etti.

Tutuklanan 5.104 Kişiye Mercek Tutalım

Şimdi bu 5.104 tutukluya daha yakından bakalım: Kaç yaşlarındaydılar? Azınlıklarla bilinçli bir dertleri var mıydı? Okuma yazma biliyorlar mıydı? Ekonomik durumları neydi? Bilinçli olarak mı bir kötülüğe karşı savaş açmışlardı, yoksa kirli bir senaryoda maşa olarak mı kullanıldılar? Bu saldırılara katılmak karşılığında bir ücret aldılar mı? Bu eylemler nedeniyle hak ettikleri cezaları aldılar mı, yoksa cezasız mı kaldılar? Yıllar sonra kendi kendilerine vicdan muhasebesi yapınca pişmanlık duydular mı? Bundan sonraki hayatlarını nasıl bir vicdan yüküyle devam ettirdiler?

Türk basınına göre olaylarda 11 kişi, bazı Yunan kaynaklarına göre ise 15 kişi hayatını kaybetti. Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Dilek Güven’in Sabah gazetesine verdiği röportaja göre, ölü sayısının tahribata oranla az oluşu, eylemcilere yukarılardan “ölü olmasın” emri verilmiş olmasındandır. Resmî rakamlara göre 30 kişi, gayriresmî rakamlara göre ise 300 kişi yaralanmıştır.

Dil yarası bile en büyük yara iken; suç var mı, suçlu kim diye ayırt etmeden, körü körüne insan canına kastetmenin yarası nasıl şifa bulur? Şifa bulur mu? Bu yara gerçekten kapanır mı?

Görünmeyen Trajediler: Tecavüzler ve Ötesi

Dr. Dilek Güven’in aktardığı resmî rakamlara göre tecavüze uğrayan kadın sayısı altmış olarak görünse de, toplumsal baskı, utanma veya korku nedeniyle şikayette bulunamayan kadınlarla birlikte bu sayının 400’e yakın olduğu tahmin edilmektedir. Buna ek olarak Güven, “6-7 Eylül Olayları” adlı kitabında bu provokasyonların arkasında İngiliz yetkililerin parmağı olduğunu da belirtmektedir.

400 kadın… Sınırlar aşıldı, ölçü kaçırıldı. Kadınlar rızaları olmaksızın cinsel ilişkiye zorlandı, fiziksel saldırıya uğradı, güç uygulandı, baskı yapıldı ve korkunç bir otorite istismarına maruz bırakıldı.

O tecavüzlerin sonucunda kaç kadın intihar etti? Kaç kadın hayatını kaybetti? Kaç insan bu psikolojik travma ile hayatını sürdürmek zorunda kaldı? Kaç insan ömrü boyunca bir daha hiç uyuyamadı?

O tecavüzlerin sonucu kaç çocuk dünyaya geldi? O çocukların kaçı doğduğu gün terk edildi? O çocukların da hayatları aslında daha doğarken tecavüze uğramış olmadı mı? Annenin sahiplenemediği, babanın kim olduğunun bilinemediği, aile kavramından yoksun, bağsız, köksüz, kültürsüz, aidiyet duygusu olmaksızın, yabancı ellerde ve yabancı ortamlarda sürüklenen bedenler ve ruhlar olarak… Varlık ile yokluk arasında sıkışan o çocukların, bugün kaçının çocuklarıyız acaba?

Tarihin Çarpıtılan Yüzü

Bu kısım o kadar boş ve çarpık ki… Zamanın gazetelerine göre “asıl suçlu, Türkleri provoke eden Rumlardır.” Halbuki 6-7 Eylül olaylarının sadece Kıbrıs meselesiyle ilgili olarak Rumlara yapılmış bir misilleme olmadığının en açık göstergesi, tahrip edilen işyerlerinin sadece yüzde 59’unun Rumlara ait olmasıdır. Geriye kalan mekânların yüzde 17’si Ermenilere, yüzde 12’si Yahudilere aitti. Hatta din değiştirmiş insanlara ve Müslüman olmuş Beyaz Ruslara ait mekânlar bile bu vahşi saldırıların hedefi olmaktan kurtulamadı.

______________________________________________________

Kaynakça:
1. Wikipedia, “6-7 Eylül Olayları” maddesi. Erişim adresi: https://tr.wikipedia.org/wiki/6-7_Eylül_Olayları
2. Cumhuriyet Gazetesi Arşivi
3. Dr. Dilek Güven, “6-7 Eylül Olayları” Kitabı ve Sabah Gazetesi Röportajı

Yazarın Dünyasından

En Yeniler

Kültürel Antropoloji Yazıları

Tevfik USLUOĞLU

Tarihin Dışına Yazılanlar

Erinç BÜYÜKAŞIK

Sanat ve Hafıza

Yusuf AKSOY