Çukurova’da Edebiyatın Tadı

Okuma Süresi: 5

Yazarla Tanış

Taş binalı, demir parmaklıklı pencereleri olan tarihi bir mekanda oturan, beyaz tişörtlü ve sakallı bir adamın yatay formatta hazırlanmış detaylı kara kalem portre çizimi.

Levent ARIÇ

Levent Ariç; çağdaş Türk edebiyatı, şiir ve sanat çevrelerinde etkin rol oynayan üretken bir şair, yazar ve eleştirmendir. Edebiyat Kolektifi gibi çeşitli prestijli platformlarda ve sanat dergilerinde düzenli olarak şiir, öykü, sinema, felsefe ve edebiyat üzerine derinlikli inceleme yazıları yayımlamaktadır. Aynı zamanda çevirmen kimliğiyle de öne çıkan Arıç, Rus şair Konstantin Simonov’un eserlerini Türkçeye kazandırarak edebiyat arşivlerine önemli katkılarda bulunmuştur. Gelenekselleşen şiir antolojilerinde ve kolektif projelerde eserleriyle yer alan yazar, güncel kültür dünyasında sivil hafızayı ve sanatsal üretimi zenginleştiren dinamik bir entelektüel olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Anadolu coğrafyası sanata ve edebiyata esin kaynağı olabilecek çok şey kazandırmıştır. Homeros’tan beri edebi zenginlik ve onun bereketiyle dünya ölçüsünde ayrı bir yerde olmanın onurunu taşımıştır Anadolu. Bu coğrafyada sonu gelmeyen acılar, kederler, sevinçler, göçler, mutluluklar vardır ve hepsi bir arada çoğalmış, iç içe yaşanmıştır. Uygarlıkların beşiği Anadolu, hani Halikarnas Balıkçısı’nın deyimiyle: “Hey gidi koca Anadolu, bize yurt olan Anadolu…”

Bu coğrafya binbir çiçekten menevileşip binbir nakıştan ilmek ilmek geçer tüm yeryüzünü. Öylesine muazzam bir insanlık durumu, alabildiğine doğa kudreti ve estetiği yaratır ki dünyanın bütün ırmakları Anadolu’ya akar sanki. Aidiyet duygum coşup kabardı, doğrudur, farkındayım fakat hissiyatım canı şeker isteyen bir çocuktan farksız! Bu coğrafyayı seviyorum; Nâzım’ın, Yunus’un, Dadaloğlu’nun toprağına fısıldadığı, tam da olmak istediğim yerdeyim: Anadolu’dayım!

Dedim ya bu coğrafyadan bereket fışkırıyor; şiirin, romanın, öykünün, destanın bereketi… Ege’de tütün sıkıntısı, haşhaş yasakları, trol avları kıyılarında vurgunlar; Karadeniz’de takalarda hayallerini yoldaş yapmış balıkçılar; beş çocuğunu köyde bırakıp Alaman kapılarına sığınanlar; Güneydoğu’da kaçakçılar ve onların altın dişlerini çalan ağa yardakçıları, kan davaları; dengbejlerin ve anaların çığlarda yitip giden oğullarına yaktıkları ağıtlar… Anadolu, uygarlıklar beşiği… O beşikte yüzyıllardır sallandı bebeler en görkemli ninnilerle. Ninniler geçiyor bu koca yürekten, irin olmuş acılar kuşatıyor her yanımı… Acıyı bal eyleyip akıp gidiyoruz hayata. Karış karış, fersah fersah dört bir yanı bu coğrafyanın. Ah Küçük Asya, sen nelere kadirsin, nelere gebe…

Taşköprü’de hamallık yapanlar, faytoncular burada; namus uğruna cinayet işleyenler, geneleve düşen talihsiz kadınlar, Adana sokaklarının başı kabak çocukları, taklacı güvercin besleyenler, sonradan görme ağalar ve yanaşmaları, tenekeden mahalleler, kebapçılar, boğmacılar… Hepsi tekmili birden burada. Edebiyatın isimsiz kahramanları, delikanlıları, anaları dolaşır okuduğumuz her bir satırda. Her şey onlarla özdeş sanki, tıpkı Diyarbakırlı Şair Ahmed Arif’in de dediği gibi: “Öyle içten, öyle derin, türkü söylemek, küfretmek, Çukurova yiğidine mahsustur…” ki öyledir.

Çukurova’nın Türk edebiyatındaki yeri tartışılmaz ve bağrından iki önemli aydın çıkarmıştır: Biri Orhan Kemal, diğeri de hiç kuşkusuz ki Yaşar Kemal’dir. Çukurova edebiyatının alametifarikalarıdır desek yanlış olmaz sanırım. Orhan Kemal, Bereketli Topraklar Üzerinde ile Bir Vukuat Var (Hanımın Çiftliği) romanlarında tam manasıyla bir Çukurova panoraması çizer. İki roman da sadece Çukurova gerçekliğiyle yetinmez; düzenin çelişki ve çarpıklıklarından yola çıkarak ortaya bir Türkiye gerçeği sunar. Sınıf atlama, sınıf çelişkileri, aşılamayan feodalizm, yeni modern burjuva sınıfının bölge ve ülke siyasetindeki etkileri Orhan Kemal’in bu iki romanındaki ana temalarıdır. Bir diğer romanı ise Kanlı Topraklar’dır; toprak için, tek bir mülkiyet uğruna birbirlerine kurşun sıkanların romanıdır.

Yaşar Kemal ise bir Çukurova ozanıdır; günümüzün Herodot’u deyiverin siz. İnce Memed romanı direnişin fitilini ateşler, ağalara bayrak açılır ama her şeyden daha önemlisi romanın içindeki harikulade betimlemelerdir. Diyebilirim ki doğa ile insan hiç bu kadar barıştırılmamıştır. Yılanı ÖldürselerAkçasazın Ağaları ÜçlemesiSarı SıcakTenekeBinboğalar Efsanesi romanları Çukurova insanının güç ilişkilerini, doğa ile olan savaşımlarını işler. Salkım saçak bir Çukurova’da yaşayan herkes belki de Yaşar Kemal’in insanlarıdır: Irgat, hamal, işçi, ağa, tefeci… İdealist bir mülki amirden halkı iliğine kadar sömüren pamuk ağaları da eşlik eder Yaşar Kemal romanlarına. Çukurova sosyolojisi, iki romancının da yazınsal gerçekçilik anlayışına uygun olarak var eder kendini; tıpkı Dostoyevski, Tolstoy, Gogol gibi Rus edebiyatının önde gelen isimlerinin Rus toplum analizlerini nesnel gerçekliğe uygun olarak yaptıkları gibi. Yani düz bir soyutlama değil; doğrudan somutlama üzerinedir kahramanlar, onların yaşayışları, ruh durumları ve tabii ki yaşadıkları coğrafya. Orhan Kemal ve Yaşar Kemal Çukurova’sı işte böyle bir şey.

Diğer Adanalı, Adana’da yaşamış, Çukurova’nın karakterini çözmüş yazar ve şairleri de anmadan geçmemek gerekiyor: Adanalı gülmece yazarı Muzaffer İzgü’nün filme de uyarlanmış hikâyesi Zıkkımın Kökü isimli kitabını okurlarımıza tavsiye ederim. Adanalı Yazar Demirtaş Ceyhun’un Çamasan isimli sekiz farklı öyküden oluşan kitabı da okuma listelerinin içinde yer alabilir. Adana’da yaşayan ve benim de çok sevdiğim yazarlardan biri olan Zafer Doruk’un öykü kitapları okunabilir; içlerinde tavsiye edebileceğim, tipik Çukurova insanının gündelik hayatını anlatan öyküsü Kimselere Yar Olmayan Kuşlar mutlaka okunmalıdır.

Yakın tarihlerde yitirdiğimiz, Köy Enstitülü Adanalı Eğitimci-Yazar Turan Altuntaş, Çukurova insanını üçe ayırıyor: “Arkasızlar, hırkasızlar ve saraylılar” diye. Çukurova toplumunun anatomisi diye nitelenebilecek bu sıfatlar, tam da edebiyat karakterlerinin ana omurgasını teşkil ediyor. Turan Altuntaş; Düziçi Köy Enstitüsünü bitirmiş, farklı illerde öğretmenlik yapmış bir eğitim emekçisidir. Çukurova toplumunu mizahi bir dille anlatmış; o toplumun içinden, mutfağından gelen, onlarla hemhâl olmuş çok değerli, mahalli bir yazardır. Okurlarımız onun öykü kitaplarını edinebilirler. Başlıca öykü kitapları: Zengin KapısıArkasızlarReis ÖldüBicici Antonius.

Çukurova; derin, bir o kadar da samimi bir havzadır; sanatı ve edebiyatı da öyle. Ummana dalar gibi Çukurova’nın dibine dalmalı, sadece okumalı.

Yazarın Dünyasından

En Yeniler

Eğitimin Dünü, Bugünü

Fatih OTO

Politik Hiciv ve “Ölü Deniz” İzdüşümleri

Erinç BÜYÜKAŞIK

Dil Bağı mı, Kan Bağı mı?

Emin SALMAN