Geleneksel Japon tarzı ahşap baskı (ukiyo-e) usulüyle resmedilmiş; kar kaplı dağların ve geleneksel evlerin önünde teraslı tarlalar üzerinden uçan beyaz turnaların yer aldığı yatay manzara görseli.

Yazarlar Tarafından Washi Kâğıdı Olarak Şekillendirilen Edebiyat

Okuma Süresi: 5

Lucia Cupertino

Türkçeye Çeviren: Mesut Şenol

Antik washi dekoratif kâğıdıyla büyük ve küçük evrenler kuran, Japonya doğumlu sanatçı Ayumi Shibata’nın eserlerini son zamanlarda yakından tanıdım. Öylesine narin bir materyal kullanarak kentleri ve manzaraları oluşturan, mekânı yavaş yavaş kullanılır hâle getirip güçlendiren ve somutlaştırarak inşa eden bu sanat eseri karşısında gözlerim kamaştı. Bütün bunlar, bir yazarı yeni bir edebiyat gerçeğini şekillendirmeye götüren iç süreci gözümün önüne getirmektedir.

Shibata’nın eserlerine bakınca, benzerlerini bulduğum inşa edilmiş gerçeklik örnekleri şunlar: Calvino’nun Görülmez Şehirler’i, Giono’nun Ağaçları Diken Adam’ındaki yeşil dünyası, Amelia Rosselli’nin Savaş Çeşitlemeleri’nin huzursuz dizeleri, Halil Cibran’ın Peygamber’inin bilgeliği ya da Blake’in Deneyim Şarkıları’nın vizyoner boyutu ile Agota Kristof’un Defter Üçlemesi’nin esprili havası ve Meksikalı şair Irma Pineda’nın Kızıl Arzu kitabındaki kalbin yaşadığı heyecanlı yolculuğun son zamanlarda dile getirilen sesleri… Bu tablo ile karşılaşılmasının nedeni, edebiyatın en eski özelliklerinden birinin, yeni dünyaların iki önemli materyal olan gerçeklik ve imgelem üzerine kurularak oluşturulmasıdır.

Dünya edebiyatı; akımlar ve ortaya çıkan eserler açısından önemli ölçüde iç çeşitliliğe sahip olsa da bir klasikle karşı karşıya kaldığımızda şekillenen ve yeni bir dünya yaratan en iyi örnekler, özellikle yazarın zihnine yerleşmiş imgelerden yola çıkan evrensel bir sesle yoluna devam etmektedir.

Belirttiğim üzere, imgeleme ek olarak gelecek senaryolarını bulmak amacıyla bakışlarımızı gerçeğe, içinde bulunduğumuz tarihsel bağlama, günümüzün bize dikte ettiği zorluklara ve sorunlara çevirmemiz önem taşımaktadır. Bu açıdan, And bölgesinin sosyokültürel bağlamında yerini bulan şiir fikrini destekleyen 1970’lerdeki Perulu edebiyat hareketi Hora Zero’nun “Acil Olarak Söylenecek Sözler” manifestosunun çerçevesi ve onunla kurulan yakın bağlantı bana, başka bir tarafa bakmayı değil; tersine, gelmekte olan sosyal değişimi teşvik etmek için yazma teklifini anımsatmaktadır. Onlar ayrıca, “Şiirleştirmek için bizlere bir felaket bırakıldı,” şeklindeki bu kışkırtıcı ifadeyi yazmışlardır. Yarım yüzyıl sonra bu mesaj, korkunç bir şekilde eskiden olduğundan daha yerinde ve acil hâle gelmiştir.

Sanayi devrimi sonrası dönemde; savaşların yaşandığı, biyolojik çeşitliliğin yok edildiği, kadın cinayetlerinin ve salgınların olduğu, insan ilişkilerinin bozulduğu bir çağda yaşıyoruz. Hem küresel hem de bireysel çapta büyük sorunlarla karşı karşıyayız; çok satanlarla kol kola yürümesi ya da yalnızca eğlendirmesi amacıyla doğmamış bir edebiyat türü, şimdiden bunu açığa çıkarmaktadır. Günümüz; dinleyebilen, egoyu ve etnik merkezciliği bir kenara koyan daha alçakgönüllü, farklı bir entelektüel yaklaşıma ihtiyaç duymaktadır. Bu yaklaşım; içinde bulunulan tarihsel anın, büyük çabaları ve daha fazla ortak aklı gerektirdiğini anlamaktadır. Çünkü kurtulmamız gereken çok sayıda zihinsel ve sosyal yapımız, yok olma riski taşıyan bilgilerimiz var. Bunlar yerine eylemlerimizle bu dünyada birlikte var olan farklı dünyaların çeşitliliğini korumak üzere direnmeye yardımcı olabiliriz.

Günümüzde edebiyatın ve özellikle de onun en soylu ürünü olan şiirin risk altında olması kazara ortaya çıkmamıştır. Okuma eylemi çok azalmıştır ya da en azından ruhsal ve sosyal gelişimimiz için hak ettiği önem gösterilmemektedir. Geleneksel olarak okul gibi kültürel mekânlar çoğu zaman, Federico García Lorca’nın söylediği gibi, bizi yalnızca şiirin okuru olmaya değil, sevdalısı olmaya yöneltmesi gereken tutkudan uzaklaştırmaktadır. Dahası, İtalyan-Brezilyalı yazar Julio Monteiro Martins’in uzun zaman önce işaret ettiği üzere (“Farklı Bir Başarı Fikrine Doğru”, Sagarana Dergisi, Sayı: 44), edebiyatın kendisi kültür endüstrisi önünde eğildiği ve eser; kendi iç değerleri yerine satışlar ya da günün yazarının popülaritesi gibi unsurlar tarafından değerlendirilmek zorunda kalındığında aradaki bağlantı kopmaktadır.

Pek çok alanda ciddi geri gidişlere yol açan bir dizi çelişkiyle karşı karşıyayız. Ama bunların bizi nihilizme ve nostaljiye sürüklememesi gerekir. Bunun yerine bilinçli eyleme ve uzun dönemli dirence ihtiyaç vardır. Festivaller, okuma grupları, gençlerle yapılan resmi ve gayriresmî toplantılar, okullardaki çevrim içi ve basılı dergiler ile makro düzeydeki kopukluklara karşın toplum ve doğa ile daha gerçek ve güçlü bir bağ kurmak bir fark yaratabilir. Ne okuyacağımızı seçmekle başlayan pek çok hareket tarzı söz konusudur. Dikkatimizi ve zamanımızı bunlara yöneltmeliyiz.

Sonuç olarak, Japon sanatçı Ayumi Shibata’nın özenli ve zahmetli kâğıt dünyasının bize öğrettiği şekilde yazmalıyız: Büyük çaba ve çalışmayla, toplumla paylaşmayla, sağlam bir sanatsal ve etik vizyonla… Sağlıklı bir ütopya niye bize uğramasın ki!

LUCIA CUPERTINO

Polignano a Mare, İtalya

Yazar, şair, kültürel antropolog ve çevirmen. On yıldan fazla bir zaman boyunca Latin Amerika ülkeleri (özellikle Meksika, Kolombiya ve Şili) ile İtalya (Bologna ve Güney İtalya) arasında yaşadı. Almanya ve Avustralya’da uzun süreli deneyimler edindi. Halen İtalya’da yaşıyor. Kişisel yaşam deneyiminden dolayı eserlerini İtalyanca ve İspanyolca dillerinde kaleme alıyor. Şiir ve düzyazı yapıtları yayımlandı; şiirleri ve kurmaca yapıtları İtalyan ve uluslararası dergilerde yer aldı. Bazı edebi yapıtları İngilizce, Çince, Bengalce ve Arnavutça dillerine çevrildi ve pek çok seçkiye girdi. İtalya, Meksika, Kosta Rika, Kolombiya, Şili, Ekvador, Almanya ve Avustralya’daki festivallere, edebiyat toplantılarına ve okuma etkinliklerine katıldı. La Macchina Sognante yayınının kurucu üyesi ve editörüdür. Kitapların ve seçkilerin yer aldığı 10’dan fazla Latin Amerika yapıtının çevirmenidir.

Yazarın Dünyasından

Rönesans'ın ve Özgürlüğün Aydınlığı

Rönesans’ın Çok Boyutlu İnsanı 

Mesut ŞENOL’un kaleme aldığı bu yazı, Rönesans’ı yalnızca klasik kültürün canlanması olarak değil, insanın çok boyutlu bir varlık olarak yeniden keşfedildiği derin bir zihniyet dönüşümü şeklinde ele alıyor.
Metne Dönüşen El

İç Sesten Toplumsal Duyarlılığa Yolculuk

Mesut ŞENOL, bu denemesinde edebiyatçının içsel dünyası ile toplumsal sorumluluğu arasındaki hassas dengeyi masaya yatırıyor.