Edebiyatın yeri değişti mi, yoksa biz mi yerimizi değiştirdik?
Bir zamanlar bir kitabın okuruna ulaşması için raflara, sahaflara, yayınevlerine, dergilere ve uzun bekleyişlere ihtiyaç vardı. Bugün ise bir metin, dünyanın herhangi bir yerinden yazılıp birkaç saniye içinde dünyanın başka bir ucundaki insana ulaşabiliyor.
Genel ağlar hayatımıza yalnızca iletişim biçimi getirmedi; alışkanlıklarımızı, dikkat süremizi, okuma biçimimizi ve hatta görünür olma anlayışımızı da değiştirdi.
Artık bir yazar yalnızca yazmıyor.Kendini tanıtıyor, kitabını anlatıyor, paylaşım yapıyor, okurla iletişim kuruyor, görünür olmaya çalışıyor. Bazen kitabından daha fazla kendisini anlatmak zorunda kalıyor.Çünkü sanal evrende görünmeyen, çoğu zaman yokmuş gibi kabul ediliyor.
Tam da burada edebiyat adına önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Bir eserin değerini görünürlüğü mü belirler, yoksa bıraktığı iz mi?
Ben görünür olmanın gereksiz olduğunu düşünmüyorum. Özellikle bugün yayımlanan binlerce kitap, yazılan binlerce metin ve üretilen sayısız içerik arasında okura ulaşabilmek için genel ağların gücünü yok sayamayız.Fakat görünür olmak ile kalıcı olmak aynı şey değil.
Bir paylaşımın binlerce kişiye ulaşması, o metnin binlerce insanın zihninde yer ettiği anlamına gelmiyor.Bir kitabın fotoğrafının binlerce kez beğenilmesi, o kitabın gerçekten okunduğunu da göstermiyor.Bazen bir kitabı elinde kahveyle, güzel bir mekânın içinde, doğru açıdan çekilmiş bir fotoğrafın tamamlayıcısı olarak görüyoruz. Oysa gerçek okur, kitabı yalnızca fotoğrafta taşımıyor; kitabın içinde taşıdığı duyguyu, soruyu, yarayı ve düşünceyi kendi hayatına götürüyor.
Edebiyatın sanal evrendeki en büyük sınavlarından biri belki de burada başlıyor.Kitabı göstermek ile kitabı okutmak arasındaki farkta.
Genel ağlar edebiyat için büyük bir imkân. Yeni bir yazarın sesini duyurabilmesi, daha önce ulaşamayacağı okurlara ulaşması, bağımsız yayınların görünürlük kazanması, edebiyat çevrelerinin genişlemesi açısından önemli bir alan.Ama aynı alan, edebiyatı hızın içine de çekiyor.Bir metin daha okunmadan tüketiliyor.Bir cümle bağlamından koparılıp paylaşılabiliyor.Bir kitap kapağı, kitabın kendisinden daha fazla konuşulabiliyor.Yazarın kim olduğu, ne giydiği, nerede bulunduğu, kaç takipçisinin olduğu; bazen yazdığı cümlelerin önüne geçebiliyor.
Burada kendime sık sık şu soruyu soruyorum:
Biz edebiyatı mı görünür kılıyoruz, yoksa görünür olabilmek için edebiyatı mı kullanıyoruz?
Bu ikisi birbirine benzese de aynı şey değil.
Sanal evren bize çok büyük bir alan açtı. Fakat büyük alan, beraberinde büyük bir gürültü de getirdi. Herkesin konuşabildiği bir yerde gerçekten söyleyecek sözü olanın sesini duyurması bazen daha da zorlaştı.Bu nedenle bugün bir yazar için yalnızca iyi yazmak yetmiyor gibi görünüyor.Kendini anlatması, okurla bağ kurması, eserini doğru anlatması ve dijital dünyanın dilini anlaması gerekiyor.Fakat bütün bunların içinde asıl mesele unutulmamalı:
Edebiyat, algoritmaya göre değil, insana göre yazılır.
Bir metnin değeri ekranda kaç saniye kaldığıyla ölçülemez.Bazı cümleler binlerce kişiye ulaşır ve birkaç dakika sonra unutulur.Bazı cümleler ise yalnızca birkaç kişiye ulaşır ama bir insanın hayatında yıllarca kalır.
Ben edebiyatın asıl gücünün burada olduğuna inanıyorum.Çünkü edebiyatın işi yalnızca görünmek değildir.
Edebiyat bazen bir insanın söyleyemediğini söylemektir.Bazen yıllardır taşıdığı bir duygunun adını koymaktır.Bazen bir yaranın üzerine dokunmaktır.Bazen de okurun kendi hayatına başka bir pencereden bakmasını sağlamaktır.
Genel ağlar bize ulaşmanın hızını verdi.Sanal evren bize sınırsız bir vitrin sundu.Ama edebiyat hâlâ insana ihtiyaç duyuyor.
Okura…Düşünen, hisseden, sorgulayan ve okuduğu cümlenin içinde kendinden bir parça bulabilen insana.
Bu yüzden bugün edebiyatın önündeki asıl mesele teknolojiden kaçmak değil, teknolojiyi kullanırken edebiyatın özünü kaybetmemek,
Görünür olurken kalıcılığı unutmamak,
Çok konuşulanı değerli sanmamak,
Çok beğenileni iyi edebiyatla karıştırmamak,
Ve belki de en önemlisi; bir kitabın ekranda ne kadar göründüğünden çok, okurun hayatında ne kadar yer ettiğini önemsemek.
Çünkü sanal evren değişir,
Platformlar değişir,
Algoritmalar değişir.
Bugün çok konuşulan bir isim yarın unutulabilir. Ama insanın içine gerçekten dokunan bir cümle, bazen bütün bu değişimlerin dışında yaşamaya devam eder.
Benim için edebiyatın gerçek görünürlüğü de tam olarak budur. Ekranda görünmek değil; bir insanın zihninde, kalbinde ve hayatında iz bırakabilmek.