Kusar Gibi Bir Gece

Kusar Gibi Bir Gece

Okuma Süresi: 2

İki gözümün kıyısı vardı kimselerin sorgulamadığı.

Orda yaşanırdı her şey ve biterdi.

Çiçekler açardı mesela, bir günaydın düşerdi ansızın. Lakin kimselerin dönüp bakmadığı, baksa da fark edemediği bir gezegende.

İstemsizce dalıp gidiyor gözlerim ufuk çizgisinin kaybolduğu o yere.

An geliyor ki sabitlenmiş bir halde buluyorum kendimi ve dile gelecek olsa kusar gibi haykıracak olan bakışlarımı.

“Kusar gibi!”

Kusar gibi yazmak, kusar gibi bakmak, kusar gibi konuşmak. Belki de susmak.

Kusar gibi susmak deyince bir is çöküyor sanki her yerime.

Hayali bir koku sarıyor ortalığı. İs kelimesinin içini dışına taşıracak olan anlamı ifade edercesine.

Bugünlerde işte böyle uğraşıyorum dalından kopardığım kelimelerin cümleler arası geliş gidişleriyle.

Deli miyim ne!

O beyaz kağıdı alıyorum her gece önüme, evirip çeviyorum kendi ekseninde.

Konuşmak istemediğim anlar susmakta istemediğimi hatırladığımda, yazmanın cazibesi yakalıyor içlerde bir yerde.

Odanın içi öylesine loş, öylesine sarı ve öylesine suskun ki.

Duvarların çatlağından sızıyor sanki her bir sesleniş ve ben tüm bunları duyumsayarak sarılıyorum o beyaz kağıda ve anlatacaklarıma.

İlk giriş cümlesi çok ama çok önemlidir ya hani!

Bir nevi ilk ateşlemeyi sağlayan o kıvılcım gibi.

Duraksıyorum bir süre.

Uzunca. Çok uzunca.

Sonra o beyaz kağıt doluyor bir anda.

Parmağımı sarartan o son sigara ise hep ama hep orada.

Yazarın Dünyasından

Kalabalıkların Oluşturduğu Yüz

Karınca Sürüsü

Ebru Zeynep DİŞİAÇIK, öyküsünde aşk kavramını alışılmışın dışında bir metaforla, aşkın istila edici yönünü, yarattığı içsel tahribatı ve duygusal sarsıntıları yazarın öznel bakış açısıyla mercek altına alıyor.
Kemerli geniş bir mimari niş içinde, yıpranmış, çatlak fresk dokusuna sahip iki stilize Bizans veya Pers esintili kadın figürünü gösteren yatay panoramik tablo.

Antik Kent

Ebru Zeynep DİŞİAÇIK’ın metni zihnin kurgusal yaratım gücü ile gerçekliğin yıkımı arasındaki gerilimi, antik bir kentin harabeleri üzerinden felsefi ve imgelerle dolu bir dille anlatmaktadır. Yazar, zihninde canlandırdığı kahramanları ve olay örgüsünü daktilosu aracılığıyla somutlaştırma çabasını, mekânın terk edilmişliği ve zamanın belirsizliğiyle harmanlayarak metaforik bir boyuta taşımaktadır.