Rengarenk neon ışıklarıyla aydınlanmış, ıslak ve boş bir şehir sokağındaki yaya geçidinden yürüyerek karşıya geçen, sarı gözlü siyah bir kedinin anime tarzı illüstrasyonu. Sokak pembe, mavi ve mor tonlarında ışıldıyor.

Yüksel Caddesi

Okuma Süresi: 3

Konur Sokağı ile Yüksel Caddesi’nin kesiştiği köşede, çevresini saran beton yığınlarına inatla direnen Mülkiyeliler Birliği’nin bahçesindesin. İki kişilik beyaz örtülü bir masada oturmuş, sokağın geniz yakan kokusunu ve gelip geçeni izliyorsun. O sırada siyahlar giyinmiş, sloganlar atan öfkeli ve coşkulu bir grubun geçişi dikkatini çekiyor. “Bu erillik bitecek” diye bağıran bu genç grubun adımları caddeyi adeta canlandırıyor. Sen ise bir yandan bu devinimi izlerken bir yandan da randevuna odaklanmaya çalışıyorsun.

Saat yedi demiştiniz ama o yine gecikti. Gecikmelerine hiç alışamadın; “Ya gelmezse” korkusu her an içinde. Telefonu kapalı, aramaktan yoruldun ve öfkeyle çantana attın. Garsona “Arkadaşım gelecek” diyerek zaman kazanmaya çalışıyorsun. Tam o sırada karşı masana, yakasında siyah beyaz bir fotoğraf taşıyan, yorgun ve acılı bir kadın oturuyor. Göz göze geliyorsunuz. Bahçedeki kediler ise bir yanda müşterilerin sert tavırlarından kaçarken, diğer yanda kadınların şefkatiyle karnını doyuruyor. Burası sanki bir kedi köyü gibi.

Zihninde geçmişin anıları yağmur damlaları gibi birikiyor. Tedirginliğini dağıtmak için yeni aldığın kitabın sayfalarını karıştırıyorsun: “Yolların toplamı hayatla denkleşir mi?” diye sorgularken kitabı kapatıyorsun. Beklemekten yorulunca garsonu çağırıp siparişini veriyorsun: Rakı, kavun, peynir ve kızarmış ekmek. Karşıdaki kadın kendi kendine mırıldanıyor, sanki beklediğin kişinin gelmeyeceğini o biliyor da sana fısıldıyor gibi. Kuşku ve güvensizlik yavaş yavaş içini kemirmeye başlıyor.

Onu düşünmekten vazgeçemiyorsun. Bir zamanlar “Kahkahanla notalara meydan okuyorsun” diyen sesi kulaklarında çınlıyor. Eskiden her yer türkü olurken, şimdi sadece umutsuzluk ve çaresizlik var. Zamanın dalgaları hayal kırıklığına çarpıyor. Artık biliyorsun ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Gelmeyişi aslında uzun bir elvedanın habercisi. Yüksel Caddesi karardıkça, içindeki ıstırap gecenin karanlığına karışıyor. Acı çekmeden karar verilemeyeceğini anlıyor ve bu geçmişi nasıl taşıyacağını düşünüyorsun.

Artık gitme vakti. Masadaki kederi bırakıp kalkarken, karşıdaki yorgun kadın yanına yaklaşıyor. Masaya bir fotoğraf ve kırık telefon parçaları bırakıyor. “Kocam… üç gün önce kalp krizi geçirdi,” diyor. Şaşkınlık içindesin. Kadın, kocasıyla buluşacağını bildiğini söylüyor. Seni nasıl tanıdığını ise şu can yakıcı cümleyle açıklıyor: “İnsan, hayatını değiştirenleri bir yanıyla kokusundan, bir yanıyla sevdiğinden tanır.”

Yazarın Dünyasından

Vincent van Gogh'un post-empresyonist stilinde, kalın fırça darbeleriyle (impasto) yapılmış yatay bir yağlı boya tablo. Sol tarafta, birbiriyle iç içe geçmiş, parçalanmış ve üst üste yığılmış ekspresif insan yüzleri yer almaktadır. Kompozisyonun merkezinde spiral hareketlerle dönen büyük, parlak sarı bir güneş motifi baskındır. Arka planda ise "Yıldızlı Gece" eserini andıran, girdaplı mavi ve mor tonlarında gökyüzü, yıldızlar, hilal, sağ tarafta uzun selvi ağaçları ve patikada yürüyen küçük insan figürleri tasvir edilmiştir.

Korkağın Tekiyim Ben

Emine AYDOĞDU’nun insan ruhunun en karanlık ve kuytu köşelerinden biri olan korku mefhumunu merkezine aldığı sarsıcı öyküsü.
"Screenshot 2026-04-30 at 16.06.05.jpg" dosyasındaki kolaj yapısının, Vincent van Gogh'un post-izlenimci tarzıyla harmanlandığı; selvi ağaçları, meyveler ve metin parçalarının dinamik fırça darbeleriyle birleştiği yatay tablo.

Tanrıların Doğuşuna Dair

Emine AYDOĞDU’dan tarımla başlayan mülkiyetin, erkek egemen iktidarın ve sömürü düzeninin tarihsel kökenlerini sorgulayan bir yazı.