Kahverengi kraft kâğıdı üzerine beyaz ve siyah kalemle yapılmış minimalist illüstrasyon. Beyaz çizgilerle çizilmiş şeffaf bir şişenin (veya kavanozun) içinde, kendi etrafında düğümlenmiş ve büzüşmüş hâlde duran siyah silüet şeklinde çıplak bir insan figürü tasvir edilmiştir.

Şişenin Dibi

Okuma Süresi: 3

Yine elinde siyah bir torbayla kapı önüne geldiğinde anahtarla mücadelesi başlıyordu. Anahtar deliğe girmemekte inat ediyordu.

Ayakta zor duruyordu Remzi, sağa sola yalpalıyordu.

Meret! Şişede durduğu gibi durmuyordu.

Anahtarıyla olan mücadeleyi kazanamayınca kapı önündeki merdivenin basamaklarına kendini bıraktı. Hava esintiliydi lakin Remzi’nin içinden bir alev topu yükselmekteydi.

Görünmez kıldığı içkisini siyah torbasından çıkardı ve “Şerefine Ayten!” diyerek ağzına dayadı.

“Ah be Ayten! Dönsen ya! Söz, içmeyeceğim daha!”

Kafa dumanlı da olsa sözlerine kendi de inanmadı; isterik ve yandan bir tebessüm fırlattı.

Şişeyi karşısına aldı. “Çok güzelsin be!” diyerek bir yudum daha, bir yudum daha çekti.

“Ah be Ayten! Dönsen ya! Söz, vurmayacağım daha!”

Remzi şişeye günah çıkartıyordu adeta. Diğer şişeyi açtığında iki eliyle sarmaladı ve göz hizasına getirdi.

“Ah Ayten! Beni eve de almadın ya! Üşüyorum baksana!”

Şişenin dibi gelmedi. İki, üç derken devam etti. Anahtarla olan mücadelesini dahi unutan Remzi, artık bir halüsinasyonun eşiğindeydi.

Sokak lambasının çevresini sarmalayan kediler kaldırıma bırakılan yiyeceklerin yanına geldiğinde, Remzi şişesini onlara doğru kaldırdı:

“Ayten sizi de mi içeri almadı?” diyerek bağırdı.

Merdivenin basamaklarına iyiden iyiye kıvrılan Remzi, başının altında yastık varmışçasına iki elini de yanağının altına dayadı. Her yer bulanıktı. Bulanık, puslu ve gri…

Sayıkladı Remzi:

“Ayten, beni affet!”

“Ayten!”

“Ayt…”

Remzi sızmıştı. Sızar sızmaz da başucundaki boş şişeler yuvarlandı, bahçe kapısına çarptı.

Gün sabaha yüzünü araladığında Remzi yavaş yavaş kendine gelmiş, ayılmıştı. Ağzının içi pas tutmuşçasına keskin bir demir tadıyla doluydu. Alt ve üst dudağı birbirine yapışmıştı.

Sersem bir şekilde olduğu yerde toparlandı, evinin kapısını açtı. Anahtar bu sefer söz dinlercesine kapının deliğine süzülmüştü.

Ayakkabılarını çıkaran Remzi koltuğa kıvrıldı. Duvarda çatlamış sıvaya takılan gözleri, yolunu kaybetmiş biri gibiydi. Gözleriyle iz sürdü, çatlağın ucuna gelip dayandı. Duvarda rahmetli eşinin resmi asılı duruyordu. Çatlak sıva, resmin altından kaldığı yerden devam ediyordu.

Remzi çerçeveyi duvardan aldı ve altındaki çatlamış sıvayı görünür kıldı.

Tekrar kıvrıldı koltuğa, çerçeveyi göz hizasına getirdi:

“Ah be Ayten! Nurlar içinde yat! Çok çektirdim sana… Elleri kırılsaydı da vurmasaydım sana!”

Cebinden çıkardığı mendili ile tozlanmış çerçeveyi sildi; masanın üzerine koyup duvara dayadı.

Acıktığını hissetti. Ocağın üstünde iki gündür bekleyen tarhana çorbasından bir kepçe doldurdu tabağına. Oturdu Ayten’in karşısına.

“Soğumuş,” dedi utana sıkıla.

Çorbasını içemedi. Titreyen ellerini nereye koyacağını bilemeden kalktı, bir hışımla evden çıktı. Ellerini saklayası vardı. Yumruk şeklinde sıkarak ceplerine sıkıştırdı.

Ne mi yapacaktı?

Şişede durduğu gibi durmayan meretin sarhoşluğunda yine günah çıkaracaktı.

Şişenin dibi gelmeliydi ya! Bir tane daha, bir tane daha…

“Ah be Ayten!”

“Ayten!”

“Ayt…”

Yazarın Dünyasından

Simgeler, çizgiler ve soyut desenlerle bezelenmiş, kırmızı, sarı, mavi ve siyah renkli küçük kare kutulardan oluşan yatay kompozisyonlu duvar yüzeyi.

Hayalî

Ebru Zeynep DİŞİAÇIK, dijitalleşmenin edebiyatı ve okuma kültürünü dönüştürdüğü çağı sorguluyor.
Kıyıdaki suda ayakta duran ve bacakları suya batmış, parlak kırmızı renkte, büyük ve bükülmüş bir figür. Bu figürün başının üzerinde karışık kırmızı çizgilerden oluşan bir karmaşa ve dikenli teller yer alıyor. Figür, kendisinden çok daha küçük bir çocuğu tutuyor veya kucaklıyor. Çocuk, beyaz bir üst ve sarı, noktalı bir etek giymiş ve arkadan görülüyor. Çevresinde su bitkileri, yosun kaplı kayalar ve arkada gri bir gökyüzü ile uzak bir kıyı şeridi uzanıyor.

Zamanın İçinden Geçerken

Ebru Zeynep DİŞİAÇIK, avukat Seyyal’in boy aynasıyla girdiği sarsıcı diyalog üzerinden şekillenen bu psiko-drama metni ortaya koyuyor.