Ortadoğu Labirentinde Hakikat

Okuma Süresi: 7

Yazarla Tanış

"Kütüphane benzeri bir odada, duvarda 'Chat Noir' posteri önünde oturan, sakallı ve düşünceli bir adamı betimleyen kara kalem çizim."

Erinç BÜYÜKAŞIK

Edebiyat dünyasına “Kaybolan” ve “Göğe Düşen Kuş” eserleriyle gündeme gelen Erinç Büyükaşık, politik bellek, sosyal travma ve tarihsel uzlaşı temalarını merkeze alan bir yazardır. politik bellek, sosyal travma ve tarihsel uzlaşı temalarını merkeze alan bir yazardır. Edebiyat Kolektifi platformunun yürütücülüğünü sürdüren Büyükaşık; spekülatif kurgu ve distopik anlatılar aracılığıyla dijital çağda insan belleğinin korunması ve gözetim gibi konuları işler. Bugüne dek Varlık, Güney, Çığ Dergi, +eleştiri, microscope gibi dergilerde öykü ve eleştirileriyle yazı çalışmalarını gerçekleştirmektedir. Feminist edebiyat teorisine ve mitolojik motiflerin modern anlatıdaki yerine duyduğu ilgi, yazı pratiğinin temelini oluşturur. Eserlerinde edebi eleştiriyi, disiplinler arası bir perspektifle harmanlayarak, toplumsal hafızayı onarmaya odaklanan özgün bir edebi izlek sürdürmektedir.

Amin Maalouf’un yerinde tespitiyle Çivisi Çıkmış Dünya (Le Dérèglement du monde), uygarlıklarımızın tükendiği ve kültürel aidiyetlerin birer “ölümcül kimliğe” dönüştüğü sarsıcı bir eşiği işaret eder. Maalouf’un uyardığı gibi, “İnsanlık, değerler pusulasını yitirdiğinde, şiddet bir hayatta kalma stratejisi olarak kutsanır.” [1]. Bu çağda emperyalizm ve savaş, sadece coğrafi sınırların ihlali değil, insan ruhunun ve dilin en mahrem hücrelerinin sömürgeleştirilmesidir. Ortadoğu coğrafyasında şiddet, salt konjonktürel bir siyasi kriz ya da modern bir istikrarsızlık sorunu değil; kökleri Mezopotamya’nın tozlu tabletlerine ve mitolojik başlangıçlara uzanan bir ontolojik sürekliliktir [13]. Gılgamış’ın baltasından bugünün insansız hava araçlarına uzanan bu uğursuz çizgi, tahakküm iradesinin zaman aşımına uğramayan karakterini belgeler. Savaş başladığında ilk olarak kelimeler üniforma giyer; dil, Byung-Chul Han’ın betimlediği o Şeffaflık Toplumu (Transparenzgesellschaft) içindeki gibi pürüzsüzleştirilir ve ötekinin sesini boğmak üzere birer enformasyon silahına dönüştürülür [2].

Bu kuşatma karşısında barışın yazınsal dili, pasif bir uzlaşı değil, Edward Said’in ifadesiyle eleştirinin “etik yükümlülüğünü” omuzlayan kurucu bir iradedir [3]. Edward Said’in Dünya, Metin ve Eleştirmen (The World, the Text, and the Critic) eserindeki “Kültür tarafsız değildir” tespiti, barışın dilini inşa ederken sığınacağımız ilk kaledir. Said, metinlerin sadece estetik nesneler olmadığını, onların “dünyasallık” içinde var olduğunu hatırlatır [3]. Ona göre, “Her met n bir dünyaya aittir ve o dünyanın içindeki güç ilişkilerini ya onaylar ya da sarsar.” Bu yazınsal duruş, kültürün iktidar bağımlılığını en derin katmanlarında deşifre ederek kültürel hegemonyanın sinsi işleyişini görünür kılar. Barışın dili, mülkiyetçi bir hırsla başlayan o ilk çatışmadan —Kabil’in hıncından— bugünün jeopolitik doktrinlerine kadar uzanan tahakküm örüntülerini ifşa etmekle yükümlüdür [13].

Noam Chomsky ise Entelektüellerin Sorumluluğu (The Responsibility of Intellectuals) çalışmasında sarsıcı bir ilke koyar: Entelektüelin görevi hakikati söylemek ve yalanları ifşa etmektir [14]. Ortadoğu bağlamında bu, bölgeye yönelik müdahaleleri rasyonalize eden “demokrasi getirme” veya “istikrar sağlama” gibi retoriklerin maskesini düşürmeyi gerektirir. İktidarı Anlamak (Understanding Power) eserinde vurgulandığı üzere, iktidar her zaman kendi çıkarlarını ahlaki bir kılıfla sunar [15]. Chomsky’nin uyarısı nettir: “Eğer bizler, sesimizi duyurma şansına sahip olanlar, bu yalanları sorgulamazsak, dökülen kana ortak oluruz.” Entelektüel, devletlerin rızayı imal etme süreçlerine direnen ve coğrafyanın kendi sesine kulak veren kişidir. Bu bakış açısı, emperyalizmin sadece askeri bir harekat değil, aynı zamanda bir “temsil savaşı” olduğunu ortaya koyar.

Ortadoğu’nun modern trajedisini anlamak, her şeyden önce bu coğrafyanın üzerinde yükseldiği “Emperyal Kurgu Hattı” ile yüzleşmeyi gerektirir. Scott Anderson’ın Arabistanlı Lawrence (Lawrence in Arabia) eserinde deşifre ettiği üzere, bugünü belirleyen “ihanet ve aldatma” üzerine kurulu sınırlar, sadece toprakları değil halkların kaderini de masa başında parçalamıştır [18]. Anderson, “Lawrence’ın trajedisi, temsil ettiği imparatorluğun vaatleriyle sahada kurduğu bağ arasındaki derin uçurumda saklıydı,” diyerek emperyal yalanların altını çizer. Birinci Dünya Savaşı sırasında masalarda cetvelle çizilen sınırlar, halkların kalbine saplanmış hançerlerdir. Guy Laron’un Altı Gün Savaşı (The Six-Day War) eserinde incelediği 1967 savaşı, bu “kırılmanın” en trajik halkalarından biridir [19]. Bu savaş, sadece bölgesel bir çatışma değil, Ortadoğu’da düzenin kaos üzerine kanla kurulduğunun ve kalıcı bir işgal rejiminin kurumsallaştığının ilanıdır.

Bu yapay sınırların yarattığı kaos, Batı medyasının tek tipleştirici dili ile bölgesel gerçeklikler arasındaki o devasa çatışma alanını, yani bir “Şeytanlaştırma Ekseni”ni beslemektedir. Chomsky’nin belirttiği gibi, bu eksen üzerinden üretilen rıza mekanizmaları, coğrafyanın hakikatini örtbas ederek onu sadece bir “şer odağı” olarak kodlar. Bu ideolojik kuşatma, bölgeye aynı zamanda Saime Tuğrul’un Yitik Bellek kavramıyla örtüşen bir “İşgal ve Yas Coğrafyası”na dönüştürür [8]. Modern düşünce dünyası, şiddeti genellikle uygarlığın uzağında kalmış bir tortu, bir tür “barbarlık” nüksetmesi olarak tanımlama hatasına düşer. Oysa şiddet, modernitenin dışladığı bir “arıza” değil; bizzat onun iskeleti, dili ve örtük müfredatıdır [5]. Şiddet sadece tetiğin çekildiği o son an değildir; o silahı döven küresel gölge ağlar, ölümü rasyonalize eden buz gibi bürokrasi ve yıkımı bir “imgeler şöleni” olarak pazarlayan duyarsızlaşma kültürü şiddetin asıl gövdesidir [6]. Hannah Arendt’in Devrim Üzerine (On Revolution) eserinde belirttiği gibi, “Şiddet doğası gereği dilsizdir; kaba kuvvetin başladığı yerde siyaset ve ikna durur.” [6].

Barışın inşası, Saime Tuğrul’un işaret ettiği gibi Yitik Bellek’i geri kazanma sürecidir. Tuğrul, “Yas tutmak, sadece öleni hatırlamak değil, adaletin eksikliğini dünyaya haykırmaktır,” der [8]. Jean-Paul Sartre’ın Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir (L’existentialisme est un humanisme) eserinde vurguladığı gibi; “İnsan, sadece olduğu gibi değil, olmak istediği gibidir; dolayısıyla bütün insanlıktan sorumludur.” [11]. Aydın için barış, sadece savaşın yokluğu değil, adaletin varlığıdır. Sonuç olarak barışın yazınsal dili, iktidarın gürültüsünü susturan kurucu bir pürüzdür. Kabil’in taşı hâlâ havada durmaktadır; ancak o taşı yere bırakma iradesi, barışın kurucu diliyle başlayacaktır [13]. Crawford B. Macpherson’ın Mülkiyetçi Bireyciliğin Siyasal Teorisi (The Political Theory of Possessive Individualism) eserinde vurguladığı sömürücü dile karşılık, bu yeni dil müşterek yaşamın kapısını aralar [12]. Bu harita, sadece fiziksel sınırları değil, aydının zihninde yıkması gereken “ideolojik sınırları” da temsil eder. Aydının sorumluluğu, bu dijital ve emperyal labirentin içinde Habil’in sesini yeniden duyulur kılarak kelimeleri silahsızlandırmaktır.

Kaynakça ve Dipnotlar

[1] Maalouf, Amin. Çivisi Çıkmış Dünya: Uygarlıklarımız Tükendiğinde, çev. Orçun Türkay, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

[2] Han, Byung-Chul. Şeffaflık Toplumu, çev. Haluk Barışcan, İstanbul: Metis Yayınları.

[3] Said, Edward W. Dünya, Metin ve Eleştirmen, çev. Berna Kılınçer, İstanbul: Metis Yayınları.

[4] Büyükaşık, Erinç.“Kültür Tarafsız Değildir: Edward Said ve Eleştirinin Bitmeyen Yükümlülüğü”, Edwardsaidyazı.docx.

[5] Büyükaşık, Erinç. “Şiddetin Görünmez Karnavalı: Kamusallığın Çöküşü ve Kültürel İllüzyon”, Şiddetin.docx.[

6] Arendt, Hannah. Devrim Üzerine, çev. Yerlan Gökyay, İstanbul: İletişim Yayınları.

[7] Büyükaşık, Erinç. “Şeffaflık Cehennemi: Dijital Tahakkümün Parıltısında Hakikatin Ölümü”, Şeffaflıkcehennemi.docx.

[8] Tuğrul, Saime. Yitik Bellek: Yas, Kimlik, Yüzleşme, Ankara: Dipnot Yayınları.

[9] Draaisma, Douwe. Bellek Metaforları: Zihinle İlgili Fikirlerin Tarihi, çev. Gürol Koca, İstanbul: Metis Yayınları.

[10] Elias, Norbert. Uygarlık Süreci I, çev. Ender Ateşman, İstanbul: İletişim Yayınları.

[11] Sartre, Jean-Paul. Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir, çev. Asım Bezirci, İstanbul: Say Yayınları.[

12] Macpherson, Crawford B. Mülkiyetçi Bireyciliğin Siyasal Teorisi: Hobbestan Lockea, çev. Ali Karatay, İstanbul: Ketebe Yayınları.

[13] Büyükaşık, Erinç. “Şiddetin Ontolojisi: Arkaik Arketipten Barbarlık Çağının Ortadoğusu’na”, Şiddetinontolojisi.docx.

[14] Chomsky, Noam. The Responsibility of Intellectuals, New York: The New Press.

[15] Chomsky, Noam.Understanding Power: The Indispensable Chomsky, New York: The New Press.

[16] Benjamin, Medea. Inside Iran: The Real History and Politics of the Islamic Republic of Iran, OR Books.[

17] Frantzman, Seth J. After ISIS: America, Iran and the Struggle for the Middle East, Gefen Publishing.

[18] Anderson, Scott. Arabistanlı Lawrence: Savaş, Yalan, Emperyal Budalalık ve Modern Ortadoğu’nun Yapılışı, çev. Ali Cevat Akkoyunlu, İstanbul: Timaş Yayınları.

[19] Laron, Guy. The Six-Day War: The Breaking of the Middle East, Yale University Press.

Yazarın Dünyasından

Politik Hiciv ve “Ölü Deniz” İzdüşümleri

Erinç BÜYÜKAŞIK, bu yazısında Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” (2026) adlı stand-up gösterisini inceleyerek, Türkiye’deki politik mizahın geleneksel hiciv çizgisinden sıyrılıp siyasetin bireyin gündelik hayatına, psikolojisine ve bedenine sızan etkisini ele aldığını belirtmektedir.

1950-1980 Türkiyesi’nde Bir “Sivil Hafıza” Arayışı

Erinç BÜYÜKAŞIK, bu makalesinde, Türkiye modernleşmesinin en sancılı kesiti olan 1950-1980 dönemini, devletin monolitik ve doğrusal ilerleme söyleminin ötesine geçerek sivil bir perspektifle masaya yatırıyor.

En Yeniler

Kültürel Antropoloji Yazıları

Tevfik USLUOĞLU

Tarihin Dışına Yazılanlar

Erinç BÜYÜKAŞIK

Sanat ve Hafıza

Yusuf AKSOY