Her sabah bıkmadan usanmadan dinlerdi beni.
Ayağa kalktım ve kendime şöyle bir baktım. Masallardan süzülen o şaşaalı cümlenin şimdi, tam da şu an aramıza girmesini o kadar çok isterdim ki!
“Ayna ayna söyle bana! Var mı benden daha güzeli bu dünyada?”
Susuyordu ayna. Ne “Yok,” diyebiliyordu ne de “Var!” diye haykırıyordu.
Ellerimle yüzümü yokladım. İşaret parmağım dudaklarımın çevresinde gezinirken çenemden boynuma kaydı, boynumdan ise aşağıya, iki göğsümün tam ortasına.
Bir daire çizmeye başladım orada, aynada beliren silüetime sırıta sırıta.
Tam on yıl olmuştu ruhumdan ve bedenimden gideli. O gün bugündür ise kimseye teslim edemedim kendimi.
Çiçekli geceliğimin içinde yerinde duramayan hormonlarım kulağıma bir şeyler fısıldıyordu adeta.
İki elim ince belimi kavrarken gözlerim gözlerime takılmıştı. Tam da şu anda uzatılacak bir ele, hassas bir dokunuşa, anlamsız bir ürpertiye, el ayak çekilince yaşanacaklara yeşil ışık yakıyor gibiydim.
Zamana yenik düşen, ruhumdan öte bedenimdi. Kalçalarıma kayan parmaklarım buna işaret eder gibiydi.
Tıkırtı sesiyle irkilince kapı kenarında duran annemin yarı alaycı bir ifadeyle beni izlediğini fark ettim. Sanırım delirdiğimi düşünüyordu, belli belirsiz cümleler saydırıyordu. İki elini göğsünün altında birleştirmiş, duvara yaslanmıştı.
“Geçti artık senden!” diye fısıldadı.
Duymamışçasına, yok sayarcasına boy aynasındaki görüntüme döndüm.
“Bir gün olacak!” dedim, tüm savunulanları yerle bir eder gibi.
Annem iki elini göğsünün altından ayırmadan yanıma geldi, etrafımda bir daire çizdi.
“Avukat Seyyal Hanım boy aynasıyla sohbet ediyor, adeta fingirdeşiyor. Bak bakalım bir sana bir de bana! Ayna ne der sence bu duruma?”
Aşağı çekilen omuzlarım yenilgiyi kabul etmemeliydi.
“Beni hep kıskandın anne!” dedim, burnumun ucunu göremeyecek olduğum bir pencerede.
Kafdağı’nın böylesine yakın olduğunu tecrübe ediyor gibiydim.
Annem, “Saçma!” diyerek uzaklaştı, odamın kapısını sertçe kapattı.
“Kıskanıyor beni!” diye söylendim boy aynasındaki görüntüme, şikâyet eder gibi.
Susuyordu ayna. Sustukça, suskunlaştıkça beni daha da delirtiyordu.
“Sen de bir şeyler söylesene! Ayna ayna söyle bana! Var mı benden daha güzeli bu dünyada?”
Çiçekli geceliğimin askılarını omuzlarımdan sıyırdığımda elbise ayak uçlarıma düştü. Bedenim şimdi tüm çıplaklığıyla karşımdaydı. Ayna ise suspus ve çekimser.
Deliriyordum galiba. Emin olamıyordum zihnimden ve zihnimin oynadığı gelgitlerden.
Sesler duyuyordum. Kimisi yüksekti, kimisi ise fısıltı şeklindeydi. Aynadaki görüntüm mü ders veriyordu bana, yoksa ben mi eşlik ediyordum ona? Kavramlar karışmıştı. Ruhum çekilir gibiydi. Başımın sağ ve sol yanından ince bir sızı girmekteydi.
Bir pelte gibi yığıldım olduğum yere. Sesim çıkmıyordu, sanki güçlükle konuşmaya çalışıyordum.
“Anne!” diye sesleniyordum ya da seslendiğimi sanıyordum. Annem neredeydi?
İyice ufalır gibiydim boy aynasının önünde. Küçük bir kız çocuğu misali şarkılar mırıldanıyordum belli belirsiz.
Aklıma ilk düşen masaldı Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler.
Annem anlatırdı tüm çocukluğum ve genç kızlığım boyunca. Şimdi ben de onu boynuma takmıştım bir halka gibi adeta.
Ufaldım, daha da ufaldım. Annemin gölgesi hâlâ kapıda. Elleri hiç çözülmemiş, göğsünün altında.
Bir uyku hâli vardı üzerimde. Gözlerim kapandı kapanacak.
Yardım dilenir gibi baktım boy aynasına, cevabı bir kez olsun duyabilmek adına.
“Ayna ayna söyle bana! Var mı benden daha güzeli bu dünyada?”
Sisli bir bulut gibiydi ikimizin arasında süregelen ve bitmeyen meydan muharebesi. Silik ruhum ezildikçe ezilmişti. Muhtaçtım o aynaya ve vereceği o cevaba.
“Evet,” deseydi tüm oyun bitecekti. “Hayır,” deseydi bu oyun hiç bitmeyecekti. Sanırım delirmek böyle bir şeydi.
Çığlığımı duyan tek kişi annemdi. Lakin sessizdi. Terlik tıkırtısı kulağıma çalınınca annemin gittiğini anladım o anda. Muhtemelen kalçası sola ve sağa sallanıyordu; galibiyet sevincini bacak bacak üstüne atıp oturarak çıkarıyordu.
Annemin gölgesi kapı aralığındaydı. “Gel,” desem gelecek miydi?
“Elimi tut anne,” desem beni yerden kaldırabilecek miydi?
Nasıl da zordu insanın kendi kendiyle yaptığı muhasebe. Tırnak içine aldığım düşlerimdi oysa beni besleyen, birkaç adım götüren ya da dipsiz bir kuyunun içine öylece sürükleyip düşüren.
Dalga dalga sessizlik yayılmıştı odaya. Aynanın çekimser hâli ise gelgitler savuran ruhumda.
Son cümlem yine aynı tekrar olmuştu. Özne bu sancıyı durdurmuştu.
“Ayna ayna söyle bana! Var mı annemden daha güzeli bu dünyada?”