Dijital ve Retro Teknolojiler Kolajı
Dosya: 2

Ağlar, Sınırlar ve Odalar

Manifesto

Bugün hem İnsan hem de edebiyat, etrafı görünmez ağlarla, dijital ve zihinsel sınırlarla çevrili bİr labirentin içinde var olma mücadelesi verİyor. Eylül ayında, kurmacanın bu labirentle nasıl hesaplaştığını, onun sınırlarını nasıl genişlettiğini ya da kendi iç odalarına nasıl çekildiğini tek bİr odaktan inceliyoruz. Dijital Ağlar ve Okuma Ontolojisi: Hızla tüketilen parçalı metinlerin ortasında edebiyatın derinliğini koruma çabası, ekran ile sayfa arasındaki gerilim ve dijital çağda okurun yeni sınırları.
Metinlerarası Odalar ve Etkilenme Endişesi: Bir metnin, kendinden önceki yapıtların fısıltılarıyla kurduğu bağlar; yazarın kendİ sesini ararken geçmişin ustalarıyla girdiği estetik diyalog ve kurmacanın iç odaları.
Modern Hücreler ve Kentli Yabancılaşma: Gözetim toplumunun getirdiği yeni nesil yalnızlık, görünmez dijital ağların içindeki insan ve bu bunalımın psikolojik realizm ile güçlü bİr atmosfer eşliğinde anlatı dillerine yansıması.

Göz formunda tasarlanmış mimari bir şemanın merkezinde yükselen spiral bir merdiven ve etrafında teknik çizimler, tablolar ile grafiklerin yer aldığı sürrealist illüstrasyon. Başlık:

Kusursuz Vasatlık: Yapay Zeka

Engin Kükrer, yapay zekanın pürüzsüz ve uyumlu yapısının anlamsızlık yarattığını, edebiyatı değerli kılanın ise Balzac ve Tolstoy gibi yazarların insani kusurları, varoluşsal sancıları ve öngörülemezliği olduğunu vurguluyor.
Sosyal medya bağımlılığını ve bilgi bombardımanını simgeleyen, mavi tenli bir adamın dijital ekranlar ve sosyal medya akışlarıyla çevrili olduğu illüstrasyon.

Sosyal Medya İnsanı

Mehmet Ali Güner, bu metninde dijital dünyanın sanal illüzyonları ile sokaktaki yalın gerçeklik arasındaki keskin kopuşu mizahi ve eleştirel bir dille gözler önüne seriyor.
Kırmızı bir arka plan önünde, kalem tıraş başlı takım elbiseli bir konuşmacı kürsüden hitap ederken, karşısında kalabalık bir kurşun kalem topluluğu yer alıyor.

Aziz Nesin’in “Okuma Güncesi”ni Okurken

Bünyamin DURALİ, bu inceleme yazısında Aziz Nesin’in Okuma Güncesi kitabından yola çıkarak edebiyat dünyasındaki narsisizm, kapalı ve niteliksiz şiir anlayışı ile şairlerin siyasi partilere angaje olma durumunu sert bir dille eleştiriyor.
Yeşil tonlarında tasarlanmış, ön planda antik bir heykel detayının bulunduğu, arka planda ise kitaplıklar, sergilenen heykeller ve bilimsel objelerin yer aldığı yatay müze ve kütüphane ortamı.

Genel Ağlar, Sanal Evren ve Edebiyat

Nurhayat Teke’ye göre sanal evren, yazarların okura hızla ulaşmasını ve eserlerini tanımasını sağlayan büyük bir imkân sunarken, aynı zamanda edebiyatı hızın ve görünürlüğün gürültülü bir parçası hâline getirmiştir.
Simgeler, çizgiler ve soyut desenlerle bezelenmiş, kırmızı, sarı, mavi ve siyah renkli küçük kare kutulardan oluşan yatay kompozisyonlu duvar yüzeyi.

Hayalî

Ebru Zeynep DİŞİAÇIK, dijitalleşmenin edebiyatı ve okuma kültürünü dönüştürdüğü çağı sorguluyor.
Kaosun Kalbindeki Figür: Sonsuz Girdabın Ortasında Kayboluş

Üç Sandalye ve Bir Saatçi

Fatma ALTUN’un bu öyküsü dijital çağın yarattığı köksüzlük ve yalnızlık hissinden kaçarak orman kıyısındaki ahşap bir kulübeye sığınan Güneş’in öyküsünü anlatıyor.
İp ve Doku ile Çözülen Zihin

Şiir Nereye Gidiyor? Avrupa’da Sessiz Bir Devrim

Mesut Şenol, gençlerin edebiyattan koptuğu yönündeki yaygın kanının aksine şiirin ölmediğini, aksine dijitalleşmeyle birlikte yeniden canlandığını vurgulamaktadır.
Kırmızı kadife perdelerin çerçevelediği, buruşuk gazete parçalarından oluşan bir insan silüetinin üzerinde, karanlık ellerin iplerle kukla gibi oynattığı, yüzü dönen sarmal bir parmak izi deseniyle kaplı bir iş adamı figürü.

Dünyanın Uzun Versiyonu ve Hızla Dönüşüm

Havva AĞRAL, bu metninde dijital dünyanın sonsuz akışı ve hızlı veri tüketiminin insanlarda erken demansa benzer bir zihinsel yorgunluğa yol açtığını irdeliyor.
Siyah-beyaz tonlardaki bu yatay sürrealist kolajda; spiral desenli bir arka plan üzerinde parçalanmış insan yüzleri, eller, gözler, kalpler ve çeşitli nesneler yer almaktadır

Mezatçı Tezgahındaki Ruh

Furkan Kılıç’ın öyküsü, Ankara İtfaiye Meydanı’ndaki bir eskici tezgahında bulduğu 2025 yılına ait eski bir eczacıya (M.K.A.) ait siyah ajandayı satın alan bir anlatıcının izinde ilerliyor.
Çit Üzerinden Renkli Gökyüzünü Seyredenler

Ekran ile Mürekkep Arasında

Ümit Ahmet DUMAN, Matbaa kokulu sayfalardan soğuk ekranlara uzanan dijital dönüşüm çağında edebiyatın, okurun ve insan iradesinin yapay zekâ karşısındaki sarsılmaz yerini irdelİyor.